23.2.08

İmtiyazlı Gezegen ve Tasarımcı Hezeyanlar (bölüm 2)

İmtiyazlı Gezegen ve Tasarımcı Hezeyanlar başlıklı yazımdaki gerçekler Mustafa Ajlan Abudak'ı (MAA) oldukça tedirgin etmişe benziyor. Cevap vermeye çalışırken ne kadar komik duruma düştüğünü bile fark edemiyor. Bu yazımda MAA'nın devam eden hezeyanlarına değineceğim. Bu yazıyı okumadan önce hemen yukarda linkini verdiğim yazımı ve yorumlar bölümündeki MAA'nın cevaplarını ve benim ona verdiğim cevapları okumanızı öneririm. Burada sadece kendi blogunda en son olarak vermiş olduğu cevabı inceleyeceğim.

Dansözlük gibi benzetmelerle alaka kurmanız çok hoşuma gitti. Bu hiddetinizin arttığını ve çaresizliğinizin boyutunu gösteriyor. İşleyecek argüman kalmayınca çamur at izi kalsın taktiğiniz devreye girmiş. Tartışma üslubunuzun seviye noksanlığını da ayan beyan ortaya koymanız bakımından da önemli (gerçi nette bu konuda da bolca yazılı metin mevcut). Bu konuda yorum yaptıkça seviyenizdeki düşmede o derece artıyor.

(...)

Cevabınıza bakınca benim özellikle belirttiğim noktaların es geçildiği blogumda linkleriyle verdiğim bilgiler sanki yokmuş ta sadece size yem olarak sunduğum kısım varmış gibi davranmanızda bunu ortaya koymakta. [Vurgu benim tarafımdan yapılmıştır. DV]

Gönüllü aptallık beni sinirlendiren nadir şeylerden biridir. Gönüllü olarak aptalca hareket birini görünce sinirlenirim. İnsan gerçekten aptal olabilir. Herkes zeki olacak veya belli konularda bilgili olacak diye birşey yok. Ama gerçekte aptal olmayıp gönüllü bir şekilde aptalca davranan birine karşı sakinliğimi koruyamam. MAA'da maalesef bunu görüyorum ve bu beni sinirlendiriyor. Bunun yanında ikiyüzlülük de beni sinirlendirir. MAA'ya dansöz benzetmesi yapmamın ve çok iyi kıvırdığını söylememin nedeni de ikiyüzlü tavırlarıdır. Bu o kadar bariz ki hala nasıl kendini savunmaya devam edebiliyor anlamak mümkün değil. Şimdi size sözlükte ikiyüzlülük kelimesinin altına örnek olarak verilebilecek olayı aktarmak istiyorum. MAA, ilk yazımın yorum bölümünde şöyle diyor:

Tenure olayında hezeyanın kimin tarafından ortaya konduğunu bizde istatistiki veri ile ortaya koyalım. Bir bilim adamının önü sadece AT destekçisi olduğu için nasıl kesiliyormuş bir bakalım, edebiyatıda başkalarına bırakalım;


''Gonzalez's failure to obtain research funding has been cited as a factor in the decision. "Essentially, he had no research funding," said Eli Rosenberg, chairman of Gonzalez's department. "That's one of the issues."[22] According to the Des Moines Register, "Iowa State has sponsored $22,661 in outside grant money for Gonzalez since July 2001, records show. In that same time period, Gonzalez's peers in physics and astronomy secured an average of $1.3 million by the time they were granted tenure."On February 7th, 2008, his appeal to the Board of Regents was denied'' kaynak İlgili Wiki maddesi... [Vurgu DV]

Yani MAA açıkça sunduğu istatistiki verinin, Gonzalez'in maddi olarak üniversite için faydalı işler yapmış olduğunu gösterdiğini düşünüyor. Benim buna verdiğim cevap ise şöyle:

Üzgünüm ama burada fena halde çuvalladın. "Peer" kelimesinin ne anlama geldiğine bir sözlükten bak istersen. Orada söylenen şu. Gonzalez'in araştırmalarıyla 2001'den bu yana üniversiteye $22.661 getirirken, astronomi ve fizikte tenure alan "emsalleri" tenure alana kadarki dönemlerinde ortalama $1,3M getirmiş. Burada aslında Gonzalez'in maddi açıdan üniversiteye ne kadar faydasız olduğu açıkça ortaya koyulmuş. Sen ise bunu tamamen tersinden anlayıp bir de bunu kendi argümanını desteklemek için kullanmışsın. Bir de "Bir bilim adamının önü sadece AT destekçisi olduğu için nasıl kesiliyormuş bir bakalım, edebiyatıda başkalarına bırakalım" demişsin ya gerçekten de öyle bırakalım burada ne edebiyatı yapılıyor okuyanlar kendilerine göre karar versin.

Bunun üzerine MAA ne derse beğenirsiniz? "Doğru diyorsun, ben orada söyleneni yanlış anlamışım" falan dediğini düşünecek kadar saf değilsinizdir umarım. Bakın neler demiş:

Demek ki biliminsanın temel özellikleri buymuş. O alıntıyı neden verdiğimi anlayamamış olmanız hiçde şaşırtıcı değil:) Öncelikli olarak Gonzalez'e tenure vermemenin temel nedenini oraya indirgenecek kadar ucuz bir söylem olmasından. Demek Einstein ünlü teorilerini ortaya koyarken son derece pragmatist bir şekilde o teorinin sonuçlarından elde edilecek paraya konsantre olmalıydı.Nede olsa getirilen para bilimsel kimliğin niceliğini belirliyor değil mi? Sanırım işte o zaman ''Einstein'' olamazdı. Aslında itiraf edeyim balıklama atlayacacığınızda bildiğim için koymuştum o alıntıyı, eve gelince ve cevabınızı okuyunca küçük bir tebbesüm ettim.Geleceği gördüğümüz filan yok ama sizi az çok tanıyorum.Bu eleştiriyi yapan ID eleştirmeni Myers gibi bilimi ''sadece'' getirdiği maddi temele indirgeyen ve tamamen pragmatist bir insan olduğunuzu ortaya koymanız açısından teşekkür ederim.Sizi kendi söyleminizle bir kez daha öğrenmiş olduk. Ayrıca bilim=para yada üniversiteye sağlanan ''grant-money'' peer review getirdiği dolarlarmış... gerçi bir materyalisten beklenmeyecek bir cevap değill ama bilimi din yapmış biri için etik açıdan da iç acıcı bir durum değil...

Şaka değil gerçek. Adam utanmadan bunu yem olarak verdiğini söylüyor. En başta bunun Gonzalez'in maddi açıdan faydalı olduğunu gösteren "istatistiki veri" olarak vermemiş, aslında yem atmış. Ah Mustafa vah Mustafa. Ben sana dansözlük yapıyorsun, kıvırıyorsun demekle aslında iltifat ediyorum ama farkında değilsin. Güzel Türkçemizde bu yaptığın şeyi tanımlayacak o kadar güzel sözler ve deyimler var ki en iyisi onlara hiç girmeyeyim. İkiyüzlülük ve pişkinlik gibi iki kelime ile bu durumu özetleyip MAA'nın hezeyanlarına devam edelim.

Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı üzerine

Science makalesinin verilmesi peer-review da en kasıntı dergilerden birinde Samanyolu ile ilgili olarak GHZ kabul gördü demektir. Yani GHZ 1991′de Gonzalez onu ortaya koyduğundan beri resmen kabul görmüştür. Science makalesinin verilişi bunu göstermeye yöneliktir. Oysa sizin söyleminizle sanki GHZ, sadece Samanyolu için geçerliymiş izlenimi verilmeye çalışıyor. Sizdeki maksat nedir? Cevabı bilinen bir soru… [Vurgu DV]

MAA, hayal alemindeki gezisinde benim GHZ'nin uydurma, saçma sapan bir iddia ve hiçbir bilimci (scientist) tarafından kabul görmeyen bir kavram olduğunu söylediğimi görmüş heralde. Eğer yazımın Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı nedir? başlıklı alt bölümüne bakacak olursanız, GHZ kavramına karşı çıkmadığımı tam tersine "Elbette galaksiler içindeki heryerde yaşamın ortaya çıkması veya varolması mümkün değildir. Elbette belli kriterlerin sağlanması gerekir." diyerek bu kavramı desteklediğimi ve devamında da bu kavramın neye göre belirlendiğiyle ilgili bilgi verdiğimi görürsünüz. GHZ'nin sadece Samanyolu için geçerli bir kavram olduğu izlenimi vermeye çalıştığım iddiası da açık bir sanrıdan başka birşey değil. Bakın yazımda GHZ'nin belirlenmesiyle ilgili ne demişim:

GHZ'nin belirlenmesinde yıldız oluşum oranı, metallarin (astronomide hidrojen ve helyumdan daha ağır olan tüm elementler metal olarak anlandırılır) dağılımı, yıldızın yaşı ve süpernovalardan uzaklık gibi kriterler dikkat alınıyor. Metallarin dağılımı karasal gezegenlerin oluşması için gereklidir. Yıldızın yaşı ise gezegenlerde evrim sonucu kompleks yaşamın oluşması için yeterli zaman olması açısından önemli.

Burada GHZ'nin belirlenmesinde kullanılan kriterleri ortaya koymuşum. Biraz kafasını çalıştıran biri bu kriterlerin tüm galaksiler için uygulanabileceğini anlayacaktır diye düşünüyorum. Yani her galakside bu kriterlere uyan belli bölümler olacaktır. Bazısında %10 bazısında bazısında %5 bazısında ise %50 çıkabilir GHZ'deki yıldızların tüm galaksideki yıldızlara oranı. Bu galaksinin fiziği özelliğine göre değişir. MAA'nın sanrılarına neden olan şey şu sözlerim olsa gerek:

Abudak'ın bahsettiği Science dergisindeki makale (The Galactic Habitable Zone and the Age Distribution of Complex Life in the Milky Way) sadece Samanyolu galaksisini konu alıyor. Yani Abudak'ın belirtmiş olduğu değerler sadece Samanyolu için geçerli.

MAA'nın yazısında vermiş olduğu sayısal değerlerin özellikle Samanyolu galaksisi için geçerliği olduğunu belirtmiştim burada. Ama nedense MAA bu sözlerimi ben sanki GHZ'nin sadece Samanyolu için geçerliği bir kavram olduğu izlenimi vermeye çalışıyormuşum gibi algılamış. Halbuki ben burada MAA'nın söylediği birşeye karşı bile çıkmadan sadece okuyucuları bilgilendirmek adına bu noktaya temas etmiştim. Ama her nasılsa MAA herşeyi tersinden anlamayı ve kendine avantaj sağlamayı başarıyor. Bu aslında tipik bir straw man argümandır. Karşıdakinin savunduğu birşeyi farklı gösterirsiniz veya savunmadığı birşeyi iddia etmiş gibi gösterip onu çürütmeye çalışırsınız. MAA burada tam da bunu yapıyor. Beni, GHZ'nin sadece Samanyolu için geçerli olduğunu savunduğumu ve okurlara böyle bir izlenim vermeye çalıştığımı söylüyor (yukarda koyu renkli işaretlediğim yerde). Oysaki bu tamamen uydurma bir iddia. Benim yazımda kesinlikle böyle birşey yok ve yukarda açıkladığım gibi biraz dikkatli okuyan ve yazdıklarımı anlamak için biraz kafa yoran biri yazımdan bunun tersini rahatlıkla çıkaracaktır.

MAA'nın straw man dolu hezeyanlarına devam edelim:

Gonzalez ”kompleks hayatla” uydumuz ay arasında ilişki kurmuyor tarzında güzel saçmalamışsınız.Bu asıl sizin ne belgeseli seyrettiğiniz nede kitapla ilgili söylediğiniz gibi detaylı okuma yapmadıınızı gösterir. Oysa belgeselde ve kitapta aynen şu savunulmakta;

Komedi boyutu bir sonraki aşamaya geçti artık. Utanmazlık diz boyu. Ben, Gonzalez'in kompleks yaşam ile Ay arasında bir ilişki kurmadığını söylemişim. MAA öyle diyor. Peki bir de yazımda bu konuda neler söylediğime bakalım:

Belgeselde, Güneş'in Samanyolu galaksisindeki ve Dünya'nın Güneş Sistemi içindeki yerlerinin kompleks yaşamın ortaya çıkabilmesini sağladığını söylüyorlar. Kompleks yaşamla kastedilenin de özellikle oksijenli solunum yapabilen çok hücreli hayvanlar olduğu belirtiliyor. Çünkü asıl iddia edilen şey Dünya'nın, üstünde yaşan canlılara evreni gözlemleyebilmesine, araştırma ve keşif yapabilme olanağı sağlamasının bir tasarıma işaret ettiğidir. Yani Gonzalez aslında, evreni gözlemleyebilecek, araştırabilecek ve keşifler yapabilecek düzeyde zekaya sahip canlıların (yani insanların), bu gözlem ve araştırmalara olanak tanıyan bir gezegende (yani Dünya'da) bulunuyor olmasının tasarımın bir işareti olduğunu iddia ediyor.

(...)

Abudak resmen Gonzalez'in çalışmasını çarpıtıyor. Gonzalez her zaman kompleks yaşamdan bahsediyor ve özellikle oksijenli solunum yapan çok hücreli hayvanlardan bahsettiğini belirtiyor ama Abudak devamlı olarak "hayat" ve "yaşam" gibi kelimeler kullanarak asıl önemli noktayı gözlerden kaçırmaya çalışıyor gibi gözüküyor. Bu konumda olmasaydık hayat olamazdı lafı tamamen yanlış. Gonzalez'in kendisi zaten GHZ kavramını ortaya koyarken kompleks yaşam için uygun yerleri tanımlıyor.

Komik değil mi? Ben açık açık Gonzalez'in kompleks yaşamdan bahsettiğini söylerken, MAA utanmadan benim bunun tersini söyleyerek saçmaladığımı söylüyor. Bu şuna benziyor. Ben 2+2=4 diyorum. Karşımdaki ise benim 2+2'nin 4'e eşit olmadığını söylediğimi ve saçmaladığımı söylüyor. Bu durumu açıklamak için komediden başka bir söz bulamıyorum. Daha iyi bir tanım bulan beri gelsin. Bir de işin garibi, yazısında hiçbir yerde kompleks yaşamdan bahsetmeyip hep "yaşam" ve "hayat" kelimelerini kullanan ve Gonzalez'in çalışmalarını çarpıtan kendisiyken, garip bir şekilde bana yamamaya çalıştığı sözlerle, benim Gonzalez'in çalışmasını çarpıttığımı söylemesi ancak en absürd komedilerde karşımıza çıkabilecek türden.

Olasılık hesabı üzerine

Olasılık hesaplarını sadece sizin kullandığınızı unutmuşum özür dilerim.Siz sadece Gonzalez yada benim değil Oxford teorik fizik profesörü Roger Penrose gibi bir bilim adamının olasılık hesaplarına bile itiraz edebilecek kadar konuya hakim birisiniz. Sizin nihai amaçlarınıza hizmet etmedikçe kimin ne söylediği umurunuz da değil bilimsel de değil..

Bu konuyu önceki yazımda çok net bir şekilde açıkladım. Verdiğim örnekteki Saftirik Necmi karakterinin yapılan olasılık hesabını kullanması ne kadar yanlış ve anlamsız ise Gonzalez'in kullandığı şekliyle kullanılması da o kadar yanlış ve anlamsızdır. Bunun nedenini ve nasıl kullanılırsa doğru ve anlamlı olacağını şöyle açıklamıştım yazımda:

Eğer evrende başka bir yerde zeki varlıkların oluştuğu bir gezegen bulunursa ve o gezegenin uydusu ile yıldızı Güneş-Ay eşleşmesi gibi olursa işte o zaman işin içinde başka birşey olduğunu ciddi ciddi düşünebiliriz. Tabi aynı zamanda evrendeki başka hiçbir yerde aynı eşleşmenin olmayıp sadece zeki canlıların bulunduğu gezegenler için bu durumun geçerli olması gerekir. İşte o zaman sunulan argüman çok kuvvetli olurdu. Ama elimizde sadece Dünya var ve tek bir noktadan yola çıkılarak istatistiksel değerlendirme yapılamaz. Hiçbir zaman tek bir örnek ile istatistiki bir sonuca varılamaz. Gonzalez sadece Güneş sistemindeki gezegenleri ve uyduları inceliyor ve eşleşmenin sadece Dünya için geçerli olduğunu söylüyor. Ama unutmamak gerekir ki sadece Samanyolu galaksisinde --evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğunu da unutmayalım-- bile yaklaşık 300 milyar yıldız var. Bunlardan sadece bir tanesine bakılarak bir değerlendirme yapmak hiçbir anlam taşımaz. Bu sadece bilinmeyenler üzerine kurulu bir iddiadır. Bu argümanın doğru olması için; (1) güneş-uydu eşleşmesi olan her gezegende bu durumu gözlemleyebilecek zekaya sahip canlılar olması ve (2) güneş-uydu eşleşmesi olmayan gezegenlerin hiçbirinde zeki canlılar olmaması gerekir.

Görüldüğü gibi durum çok açık. Olmuş bir olaya bakılarak o olayın olma olasılığının küçüklüğüne istinaden yorum yapılamaz. Yazımdaki örnekte açıkladığım gibi 52 kart yaklaşık olarak 1068 farklı şekilde dağıtılabilir. Yani oturun ve 52 kartı dağıtın. Ortaya çıkan dağılımın gelmesi olasılığı 10-68 dir ama olmuştur. Nasıl bu dağılımı yapmış olmanız bir mucize değilse Gonzalez'in bahsettiği şeylerin de mucizeyle veya bir tasarımın işaretiyle ilgisi yoktur. 52 kart için eğer kafanızda belli bir düzen belirlerseniz ve dağılımı yaptığınızda belirlemiş olduğunuz dağılımın gelmesi olasılığından bahsetmeniz anlamlı olur. Gonzalez'in yaptığı gibi olmuş bir olaya veya güncel duruma bakıp onun hakkında olasılığa dayalı olarak yorum yapmak --kart dağılımı örneğinden de anlaşılabileceği gibi-- tamamen anlamsızdır.

Olasılık konusu gerçektenden "assumptions" ve "constant" kavramını hiç bilmediğinizi ve birbirleri ile alakalı yapıların belirlenmiş bir sistemde kimyasal yada fiziksel bağlamdaki etkileşimlerinin farkını göz ardı ettiğinizi (3 boyutluluk, reaksiyon hızı, kütle çekimi vs) açıkca ortaya koyuyor.Yoksa oyun kağıtlarından olasılık hesaplarının anlamsızlığını kanıtlamak gibi yüzeysel bir hata içine girmezdiniz . . Sırf oyun kağıtları üzerinden yapılan bir hesaplama tıpkı Dawkinsin kör saatçide bilgisayar simülasyonu ile yaptığı naif çabaya benziyor. Çünkü mutlak rasgeleliğe dayalı olduğu izlenimi veren bu çabalar, aslında mutlak bir rastgeleliğe dayanmıyor. Olasılıkların bile kendi içersinde, diğer kurallar ile bağlantılı ‘’örüntüleri’’ var. Bu örüntüler ya akıllı canlıların (tasarladığı) programa dayalı simülasyonlar ile yada biyolojik yapılarda yani savunduğum tasarım cephesinde front-loadingle açıklanıyor.

Koca bir laf salatası. Başka birşey değil. Konuyla tamamen alakasız hiçbir anlam ifade etmeyen sanal bir mastürbasyondan başka birşey değil bu bölüm. Gonzalez'in argümanı çok açık. (1) Dünya'nın zeki canlıların ortaya çıkmasına olanak sağlayacak özelliklerde olması ve (2) Dünya'dan bakınca Ay ile Güneş'in aynı büylükte gözükmesinin Güneş tutulmasında bilimsel keşif yapmaya olanak sağlaması olgularını birleştiriyor. 1 ve 2'nin aynı gezegende olmasının olasılığının küçüklüğünden bahsediyor ve bu iki maddenin bir arada olmasının tasarıma işaret ettiğini iddia ediyor. MAA'nın ortaya koyduğu laf salatası içinde bahsettiği şeylerin bunlarla hiçbir ilgisi yok. Önceki yazımda da belirttiğim gibi Gonzalez bu Ay-Güneş eşleşmesiyle ilgili sadece Gneüş sistemi için bir araştırma yapıyor ve buradan devasa sonuçlara varıyor. Buradaki bariz mantık hatasını önceki yazımda şöyle açıklamıştım:

Sadece Güneş sistemine bakılarak Samanyolu'ndaki 300 milyar yıldız ve diğer 100 milyar galaksinin herbirindeki 100 milyarlarca yıldız için bir sonuca varmak ne akla ne de mantığa sığar. Burada yapılan şey Güneş sistemine bakıp, zeki canlıların sadece Dünya'da olduğundan yola çıkarak tüm evrende sadece Dünya'da zeki canlılar olduğu sonucuna varmaktan farksızdır. Tümevarımın bu kadar fütursuzca kullanılması --şunu da belirtmek lazım ki tümevarımın kullanılmasının faydalı olduğu birçok durum da vardır-- hezeyandan başka birşey değildir. Bütün (evren) içindeki inanılmaz küçük bir noktada (Güneş sisteminde) yapılan gözlemin bütün (evren) hakkında sonuç çıkarmada kullanılması insan aklına karşı yapılmış açık bir hakarettir. Bir de bunun üzerine "bu bir tesadüf olamaz" diyerek; astronomi, kozmoloji, olasılık, istatistik ve mantıksal çıkarım yöntemleri hakkında yeterli bilgisi olmayan bazı insanları etkilemeye çalışmak ise tek kelimeyle ayıptır. İnsanları bu şekilde aldatmak kabul edilebilir birşey değildir.

MAA'dan bunlara cevap olabilecek hiçbir şey gelmiyor. Sadece oradan buradan bulduğu ilgisiz İngilizce yazıları çevirerek bunları kendi düşüncesine destek sağlıyormuş gibi göstermeye çalışıyor ama beceremiyor aşağıda görüleceği gibi:

"By necessity, probabilistic experiments require computer simulation of random events. It must sound as an oxymoron - a computer (i.e., deterministic device) producing random events - numbers, in our case, to be exact. See, if you can convince yourself that your computer can credibly handle this task also. A knowledgeable reader would, probably, note that this is a program (albeit deterministic) and not the computer that does the random number simulation. That’s right. It’s me and not your computer to blame if the simulation below does not exactly produce random numbers." sayfada küçük bir deneyde var…Avidaya ithaf olunur :)

http://www.cut-the-knot.org/probability.shtml

Fakat sizin için bu durumda bir iki yüzlülük var. Şöyle ki biyolojik sistemlerde ve kendi Darwinci iddianızda mutasyon olasılıklarını, evrim üzerindeki yegane bilgi üretici güç olarak görüyor ve kabul ediyorsunuz. Öyle ki, cansız inorganik yapıdan canlı organik yapıya geçiş için gerekli olan birbiriyle ilintili son derece büyük olasılıkları, doğal olarak kabul edebilirken. Mekan evren olduğunda birden bu olasılık hesaplamaları ve olasılıklar "manasızlaşmakta". Bu nasıl bir yaman çelişkidir? Olasılıklarla ilgili olarak "tamamen" olasılıkların yaratıcı gücüne dayanan biri, konu onları rasyonel şekilde anlama gayreti olan hesaplamalara gelince neden saçmalık der? Olasılık hesapları sizin için anlamsızsa, neden salt şansa dayanan, tamamıyla kör olasılıklara, biyolojide ve evrimde iman ediyorsunuz?

Alıntı yaptığı kişinin yazdıklarının anlamak için gerekli temel bilgiye sahip olmadığı için MAA yine komik duruma düşmüş. Bir de utanmadan "Avida'ya ithaf olunur :)" gibi okuyanın koltuğundan düşmesine neden olabilecek birşey söylemiş. Pes doğrusu. Adam bunu okuyor ve bilgisayar programları ile rastgelelik (randomness) oluşturulamaz sanıyor ve Avida gibi bir yapay ve dijital yaşam simülasyon yazılımının aslında rastgeleliği oluşturamayacağı için anlamsız ve faydasızmış gibi göstermeye çalışıyor. Yazık yazık. Halbuki kendi alıntıladığı linkte yazanları adam akıllı incelese, o yazıda bunun tam tersinin söylendiğini ve rastgeleliğin bilgisayar programları ile oluşturulabildiğinin söylendiğini görecek. Sayfadaki deneyden de bahsetmiş ilginç bir şekilde ama belli ki Start düğmesine basıp deneyin nasıl bir sonuca ulaştığını görme zahmetine katlanmamış. İlgili sayfadaki deneyi siz de çalıştırıp rastgele seçim yapan bir yazılımın ne kadar başarılı veya başarısız olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Ayrıca ilgili sayfada rastgele seçim yapan bir programın nasıl tasarlanacağı da açıklanıyor. Bunun yanında üniversitede programlama ile ilgili ders almış olan herhangi biri de rastgele seçimin nasıl yapılacağı konusunda temel bilgiye sahiptir. Programlama öğrenen herkesin başlangıç zamanlarında öğrendiği birşeydir bu. Ayrıca kendilerine aynı sitedeki Mathematics and Biology başlıklı yazıyı okumalarını öneririm.

Bu arada "kör olasılık" lafının anlamını da çok merak ettiğimi belirtmek isterim. "Kör tesadüf" ve "kör olasılık", yaratılışçı güruh tarafından uydurulmuş ve aslında bilimsel olarak hiçbir temeli ve anlamı olmayan garip laflardır. Olasılığın körü veya kör olmayanı yoktur. "Olasılığın yaratıcı gücü" diye bir saçmalık yoktur. Olasılık kavramının ne olduğunu, nasıl belirlendiğini, ne anlama geldiğini bilen biri böyle laflar kullanmaz.

Kaldı ki bunların asıl konu ile hiçbir ilgisi yok. Gonzalez'in olasılık hesabını kullanma şeklinin yanlışlığını ve nasıl kullanırsa doğru olacağını hem önceki yazımda hem de yukarda açıklamıştım. MAA'nın çarpıttığı gibi ben olasılık hesabını manasızlaştırmıyorum. Gonzalez'in kullandığı şekilde kullanmanın manasız olduğunu söylüyorum ve nasıl manalı hale getirebileceğinin de yolunu gösteriyorum. Bütün evrendeki tek bir gezegen sistemini (Güneş sistemi) inceleyerek bütün evren hakkında bir yargıya varmak hezeyanların en büyüğü değildir de nedir? Gonzalez'in iddiasının doğru olması için (1) evrende zeki canlıların olmadığı hiçbir gezegenden bakıldığında uydusu ile yıldızı aynı boyutta gözükmemeli ve (2) evrende zeki canlıların ortaya çıktığı tüm gezegenlerden bakıldığında uydu ile yıldız aynı büyüklükte gözükmeli. Eğer Gonzalez, 1 ve 2 maddelerindekilerin doğru olduğunu gösterebilirse bu ilişkinin bir tasarımın işareti olduğunu çok sağlam bir şekilde göstermiş olur. Peki Gonzalez bunu yapabiliyor mu? Elbette hayır. MAA'nın da belirttiği gibi bunu sadece Güneş sistemi için yapıyor. Yani evrendeki yaklaşık 100 milyar galaksiden sadece biri içindeki yaklaşık 300 milyar yıldızdan sadece bir tanesi için yapıyor --elbette tüm evren incelensin ve ona göre bir yorum yapılsın demiyorum ama böyle bir yorumun milyarlarca kere milyarlarca yıldızdan sadece bir tanesi kullanılarak yapıldığına dikkati çekmek istiyorum-- ve hangi akla hizmet ettiği anlaşılmaz bir şekilde bunun bir tasarım işareti olduğunu iddia ediyor. Olasılık ve istatistiğin bu kadar cahilce kullanılmasını hezeyan olarak tanımlamamdan daha doğal birşey olabilir mi?

Darwinist, materyalist ve ateist misyonu(!) üzerine

Birde bu makalede verdiğiniz kaynaklar http://www.epicidiot.com gibi tamamen tek-yönlü, amacı belli olan (Sizin gibi) misyonlu kuruluşlardan. Objektiflikle yakından uzaktan alakaları yok. Bakın ben size aşağıda NASA’dan daha önceki yorumda Cambridge’den yada scholardan veriyorum hangisini ciddiye almak lazım ?

Ben "tek-yönlü", "amacı belli olan" ve "misyonlu" bir siteden durumu anlaşılabilir hale getirmek için sadece iki tane grafik aldığım için ciddiye alınmamam lazım. Ama bütün yazılarında Discovery Institute (DI) gibi Akıllı Tasarım hareketinin resmi temsilcisi olan bir kuruluşu ve bu kuruluşta çalışan insanların yazılarını kaynak olarak alan MAA'yı ciddiye almak lazım. Çünkü eğer birileri akıllı tasarımı destekliyorsa objektiftir ama akıllı tasarıma karşıysa objektif olamaz. İşte MAA'nın garip mantığı. Ama tabi burada DI'yi kendisinin kaynak olarak kullandığından falan hiç bahsetmiyor, NASA ve Cambridge'den yaptığı alıntılardan bahsediyor. Alıntı yapmayı marifet sanmak da ilginç birşey. Önemli olan alıntının içeriğidir. NASA ve diğer "objektif" kuruluşlardan yaptığı alıntıların içeriğine birazdan bakacağız ve bunlarda tasarım argümanını destekleyici birşey olup olmadığına bakacağız.

"Grant money" kısmıyla yaptığım, sadece parasal nedenler ve kendilerince az onaylanmış makale, bilimsel kriterler gibi son derece mesnetsiz iddialarla, siz materyalistlerin tenure olayındaki yaklaşımlarının ne kadar indirgemeci olduğunu göstermektir. Zaten aşağıda verdiğim e-mailleşmelerde bu mesnetsizliği ve hazımsızlığı ISU’dakilerin kendi ağızlarından kanıtlıyor. (Siz hala itiraz edersiniz bence işte asıl pişkinlik) Bilim adamlığını para kazanmaya eşitleyen bir mantığın bilimin savunuculuğunu yapmasına örnek gösterdim.

Üniversitelerin araştırma yapmak için gerekli parayı nerden bulduğunu sanıyor MAA çok merak ediyorum. Elbette ilgili departmanda çalışanların üniversiteye getireceği maddi katkılar, yeni araştırmalarda kullanılması açısından çok önemlidir. Emekli olana kadar üniversitenizde çalışma hakkı vereceğiniz birisinin yeni araştırmaların finanse edilmesini sağlayacak olan maddi katkıları yapıp yapamayacağını elbette değerlendirmeniz gerekir. Bu maddi katkı ve bilimsel yeterlilik konusu Gonzalez'e tenure verilmemesindeki en temel etmenlerdir. MAA en başından beri bahsetmiş olduğum gibi ezilmiş edebiyatını devam ettiriyor. Sanki Gonzalez eşi benzeri bulunmaz bir adamıymış ve sadece akıllı tasarımı savunduğu için tenure alamadığını gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyor. Bahsettiği e-postalara gidip bakabilirsiniz. Bunlar 2005 yılında ISU'nun fizik ve astronomi departmanı üyeleri arasında AT ile ilgili bir resmi duyuru yapılıp yapılmamasıyla ilgili konuşmaları içeriyor. Bunların Gonzalez'in tenure meselesiyle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Bu konuda e-postalarda adı geçen bilimcilerin yaptığı birkaç açıklamanın linkini verip bu konuyu burada kapatmak istiyorum:

Tam Güneş tutulması ve Ay'ın boyutu üzerine

Eclipses_solares.en Solar_eclips_1999_4_NR

1. Güneş tutulması türleri (Hoover Andres Alzate)
2. 1999 tam Güneş tutulması (
Luc Viatour)

Önceki yazımın yorum bölümünde MA'ya şöyle bir soru yöneltmiştim:

Çok net bir soru. Buna dürüstçe bir yanıt vermeni bekliyorum. Eğer Ay'ın çapı bugünkünün 0.6 veya 0.7 veya 0.8 veya 0.9 katı olsaydı Dünya'da akıllı canlılar oluşabilir miydi oluşamaz mıydı? Bu durumlarda tam Güneş tutulması olur muydu?

Bu soruyu sormamın nedeni Gonzalez'in (1) zeki canlıların varlığı ile (2) Ay'ın ve Güneş'in büyüklüklerinin tam Güneş tutulmasına ve bu sayede bilimsel keşif yapmaya olanak sağlaması arasında bir ilişki kurması ve bu ilişkinin tasarımın bir göstergesi olduğunu iddia etmesiydi. Eğer Ay'ın çapı şimdiki çapının 0.9 katı olsaydı hiçbir zaman tam Güneş tutulması olmayacaktı ve bu durumda Dünya'daki zeki canlılar bizim yapmış olduğumuz gözlemi yapamayacak ve bu sayede yapılan bilimsel keşifi gerçekleştirememiş olacaktı. Bu durumda da Gonzalez'in 1 ve 2 arasında kurduğu ilişkinin aslında bir tasarımı göstermediği ortaya çıkacaktır. Bakalım MAA buna nasıl bir cevap vermiş:

Verdiğiniz o koşulların hepsinde canlılar olabilir. Akıllı olup olmayacakları yada bizim bildiğimiz formlarda olup olmayacakları tartışmaya açıktır. Tam Güneş tutulması şuanki durumda bile "her zaman" ya da her tutulmada oluşan bir durum değil. Aşağıdaki NASA verileri yalan söylüyorsa o başka siz düzeltirsiniz. Sizin akıllı canlılar konusundaki önermeniz Dünyanın 5 milyar yıldır uydusuyla sahip olduğu tüm değerlerin ve etkileşimlerin değişmesi anlamına gelir. Bunun öngörüsünü yapmak bilimsel olamaz. Siz benden rakamsal verilerle bilimsel olmayan bir çıkarım talep ediyorsunuz. Eğer kendiniz yapabiliyorsanız bu veriler olmuş olsaydı durum "tam" anlamıyla nasıl olurdu açıklayın. Ben burada sadece Ayın Dünyadaki yaşamı şekillendiren önemli etmenlerden biri nasıl olduğu ile ilgili küçük bir çalışma önereyim;

"The Moon And The Origin Of Life- Earth is unusual in bearing life, and in having a large Moon.A number of authors have suggested a possible connection between the two,e.g., through lunar stabilisation of the Earth’s obliquity,or through the effects of the oceanic tides.The various suggestions are reviewed."

http://www.springerlink.com/index/W411M6585338J000.pdf

Güzel kıvırma taktikleri bunlar. Elbette Ay'ın çapı şimdikinin 0.9 katı olmuş olsaydı herşeyin nasıl olacağını bilemeyiz ama biraz kafasını kullanabilen ve olaya objektif olarak bakabilen biri Dünya'daki yaşamın tarihinde pek bir değişiklik olmayacağını, çok büyük ihtimalle (kesinlikten bahsetmek elbette mümkün değil) varolmuş canlı türlerinin tamamı aynı olacaktı. Çünkü Ay'ın çapındaki %10'luk artma veya azalma Dünya üzerindeki yaşamı önemli şekilde etkileyecek bir değişime neden olmaz. %10 yerine %90 küçük olsa önemli farklılıklar olabilir ama %10 gibi bir değişikliğin önemli bir değişime neden olacağı iddia ediliyorsa bunu destekleyecek bir delile ihtiyaç vardır. Yani Ay şimdikine göre %10 küçük olsa ne değişirdi? Bununla ilgili ortaya koyulan birşey yok. Alıntı yapıp linkini verdiği makalede ise Ay'ın büyüklüğünün Dünya yaşamı üzerinde etkisinden bahsediliyor ama biraz önce de dediğim gibi Ay'ın tam Güneş tutulması olmamasına neden olacak miktarda (mesela %5 bile küçük olsa tam Güneş tutulması olmaz) küçük olsaydı ne olacağıyla ilgili birşey yok. Ay'ın büyük olması etkilidir ama çok ufak bir miktar küçük olmasının bir etkisi olacağıyla ilgili hiçbir geçerli bilimsel argüman yok. Eğer MAA var olduğunu iddia ediyorsa bunları açıkça ortaya koyması gerekir. Ben, Ay şimdikinin %25'i kadar olsa hiçbir şey değişmezdi demiyorum ama %5-10 civarı değişimin Dünya üzerindeki yaşamın ve temel olarak insan türünün ortaya çıkmasında kayda değer bir etkisi olmayacağını söylüyorum. Bunun aksini gösteren bir bilimsel delilin olmadığını söylüyorum. Eğer böyle ufak bir değişikliğin bile önemli bir değişime neden olacağını gösteren bilimsel bir delil varsa bunu görmek isterim. Bu konuda MAA'dan veya konuyla ilgili katılımcılardan bilimsel kaynakları bekliyor olacağım.

Tüm insani İlkeler birbirlerine korelasyonlarla bağlı maddelerdir. Hepsi birlikte değerlendirildiğinde genel çerçeveyi ve tasarımı kanıtlarlar. Güneş tutulması elbette o durumlarda da olur ama bu halinde olduğu kadar "mükemmel" olamaz. Chrona’yıda o denli bilimsel keşfe yol açacak şekilde izleyemeyiz. Belgeseli seyrettiğiniz halde sorabiliyorsunuz o daha da ilginç.

İnsani ilkeler meselesine girersek hiç çıkamayız. Bu yazının konusu dışında tutmak lazım onu. Eğer MAA bu konuya girerse ben de ayrıntısıyla girebilirim. Ama hiç olmazsa insani ilkenin herhangi bir tasarımı kanıtlamadığını çok rahatlıkla söyleyebilrim. Ayrıca hala tam Güneş tutulmasının koronanın gözlemlenmesi için "mükemmel" koşul olduğunu söylüyor. Önceki yazımda vermiş olduğum grafikler bunun gerçek olmadığını ve Ay'ın biraz daha büyük olması halinde koronanın daha iyi gözlemlenebileceğini gösteriyor.

Buradan kısaca argümanınızın içinin ne kadar kof olduğunu gösterelim, ama anlamlandıramayacağınız bilerek;

”There is an ‘amazing cosmic coincidence’ that the Moon is about 400 times closer to the Earth than the Sun. At the same time, the Sun is about 400 times larger than the Moon. What this means is that the size of the Sun and Moon as seen from the surface of the Earth is about the same in the sky. When viewed from the surface of Earth, both the moon and sun appear to be about one half degree in size – that is, about the size of your thumbnail when you extend your arm.In astronomical terms, the Sun and Moon have roughly the same angular size. This makes it possible for a solar eclipse to occur. No other planets in our solar system enjoy the same one-to-one ratio.”

http://www.eclipse-chasers.com/about.htm

Şuna bakın şaka gibi. Bu eşleşmenin Güneş sistemi içinde sadece Dünya'da geçerli olduğunu zaten biliyoruz. Bu konuya hem önceki yazımda hem de yukarda Olasılık hesabı üzerine başlıklı bölümde açıklık getirdim. Bu birebir eşleşmenin Güneş sistemi içinde sadece Dünya'da olması hiçbir anlam ifade etmiyor. Evrendeki 100 milyar galaksi içinden bir tanesini alıp, onun içindeki 300 milyar yıldızdan sadece bir tanesini alıp onun etrafındaki gezegenler içinde arama yapıyorsunuz. Bu kadar dar kapsamlı bir karşılaştırma sonucunda nasıl oluyor da bunu tasarımın kanıtı olarak sunabiliyorsunuz anlamak mümkün değil. Böyle bir iddiada bulanan kişi ya karşısındakileri aptal sanıyordur ya da gerçeklik ile bağlarını tamamen koparmış ve hayal aleminde yaşıyordur. Hele bir de MAA gibi yukardaki alıntının benim argümanımın "kof" olduğunu gösterdiğini söylüyorsanız, ben bu vahim durum için söyleyecek birşey bulamam. Muhtemelen psikolojide bu durumu tanımlayan bir terim vardır ama bana göre bunu en iyi sanrı veya halüsinasyon kelimeleri açıklar.

Birde NASA’dan belge;

"Annular vs. Total Eclipses: Lovely solar eclipses are possible because of a lucky coincidence. Although the Sun is about 400 times larger than the Moon, it is also about 400 times farther away. From our point of view, the Sun and the Moon seem to be the same size: 0.5 degrees wide — but not always! The Moon’s orbit around our planet is an ellipse, not a circle, so the width of the Moon waxes and wanes each month by ±7%. Earth’s orbit around the Sun is elliptical, too. The angular diameter of the Sun varies by ±2% throughout the year. When the Moon happens to be the same size as or bigger than the Sun, total eclipses are possible. When the Moon is smaller, eclipses can be only annular or partial. On May 31, 2003, the Moon will be smaller than the Sun, and the maximum eclipse will be annular."

http://science.nasa.gov/headlines/y2003/30may_solareclipse.htm

Görebilen gözler için yeterince açık veriler. Bu alıntının en altında Annular (halka biçiminde) ve Total (tam) tutulmaların resmide var. animasyon değil ama idare edin:) Tam Chrona’yı hangisinde görüyoruz ?

Yine tamamen boş, MAA'nın deyiminle kof bir alıntı. Burada Ay'ın Dünya olan uzaklığının elips yörüngesi nedeniyle değiştiğinden ve dairesel (annular) Güneş tutulmalarından bahsediyor. Bu alıntıyı ne için yazısına aldığını anlamadım. Bu durum aslında benim Ay'ın şimdikine göre %5-10 küçük olsaydı ne olurdu sorumla ilgili birşey. Eğer Ay biraz daha küçük olsaydı tam tutulma olmayacak ve ilgili linkte görülebileceği gibi dairesel tutulma olacaktı. Böylece Dünya üzerindeki zeki canlılar yani insanlar Güneş'in koronasını şimdi olduğu gibi göremeyecekti. Bu Gonzalez'in argümanı yanlışlayıcı bir delildir aslında. Çünkü Gonzalez'in argümanı tam Güneş tutulması ile zeki canlıların bulunması arasında bir ilişki kurup bunun tasarımı gösterdiğini söylüyordu.

MAA'nın benim verdiğim grafiğin içeriğini anlamadığını da şu lafından anlıyoruz: "Animasyon değil ama idare edin:) Tam Chrona’yı hangisinde görüyoruz ?" Elbette tam tutulmada korona gözlenir. Benim verdiğim grafikteki durum Ay'ın şimdiki halinden daha büyük olması durumunu gösteriyor. MAA'nın verdiği linkteki dairesel tutulma ise eğer Ay şimdikinden küçük olsaydı tutulmalar nasıl gözükürdü sorusunun cevabıdır aslında. Yani Ay daha küçük olsaydı hiç tam tutulma olmayacaktı ve şimdiki dairesel tutulmalar gibi bir görünüm olacaktı ve korona gözlemi yeteri kadar iyi yapılamayacaktı. Ama Ay daha büyük olsaydı önceki yazımda vermiş olduğum grafikte de görülebileceği gibi tam tutulma olacaktı (yani Güneş tamamen Ay'ın arkasında kalacaktı) hem de korona gözlemi için daha verimli bir şekilde.

Yazının başında da; "A total eclipse can change your life.Partial eclipses, on the other hand, are just plain fun."

Denmiş. işte tamda Gonzalez’in başına gelen şey ama sizin belkide algı yapınızdan dolayı hiç bir zaman yaşayamayacağınız olay…

Doğrudur Gonzalez'in hayatını değiştirmiş ve kendisini büyük bir yanılgının içine sürüklemiş. Bunun gerekçelerini de hem önce yazımda hem de burada yeteri kadar açık bir şekilde anlattığımı düşünüyorum. Ben Gonzalez'in söylediği şeylerin çoğuna temelde katılıyorum. Benim asıl karşı çıktığım şey Gonzalez'in bazı gerçekleri yorumlaması ve gerçekler arası kurduğu bağlantıya dayalı olarak oluşturduğu argüman. Yoksa temel olarak bilimsel argümanlarına karşı çıkmıyorum. Bilimsel verilerin yorumlanması ve felsefi boyutlu çıkarımlarına karşı çıkıyorum. Zaten yazılarımı okuma zahmetine katlanmış biri bunları açıkça görecektir.

Diğerlerine kendinizce nasılsa bir kulp bulursunuz hatta NASA’ya bile bulursunuz. Sizden sadece ve sadece ISU E-maillerine cevap vermenizi diliyoruz…tabi yapabilirseniz…

Yukarda yaptığım açıklamalara bakarak NASA'dan veya diğer yerlerden yapılan alıntıların benim argümanlarımın aksini göstermek bir yana, MAA'nın argümanlarını desteklemediğini bile görebilirsiniz. E-posta konusuna yukarda kısaca değinerek olayın içinde olan iki kişinin bu konuyla ilgili açıklamalarının linkini vermiştim. Bunların üzerine bu konuyu daha da uzatmanın pek bir anlamı olduğunu sanmıyorum. Çünkü tenure reddi tamamen Gonzalez'in AT'yi destekliyor olması nedenine dayanıyor bile olsaydı --ki ilgili kişilerin açıklamalarıyla ilgili verdiğim linkleri incelerseniz öyle olmadığını görürsünüz-- burada asıl önemli olması gereken konu Gonzalez'in sunduğu argümanların doğru olup olmadığıdır. Benim açımdan asıl önemli olan "İmtiyazlı Gezegen" argümanının doğru olup olmadığıdır.

17 Comments:

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Sayın Da Vinci

Yazdığınız onca saçmalıktan sonra gerçekten gerçek kimliğinizi ortaya koymuşsunuz sadece E-maillere cevap verin yeter dedim.Yine es geçilmiş alışılmadık bir durum değil... onun dışında herşeye ''güya vermiş''izlenimi vererek kendinizi ikna yolunda tutarlı bir şekilde ilerlemişsiniz.

Baştan sona okuduğumda bir insanın şartlı reflekse dönmüş bir şekilde irrasyonel bir din düşmanlığını nerelere götürebildiğini görmek açısından faydalı oldu.Gonzalez'in çalışmalarının ''bilimselliğin'' den çok benim argümanı sunuşum ve kendi eğlentileriniz üzerinde durmuşsunuz. Heleki Avida konusundaki saçmalıklarınız kahkaha atmama sebep oldu. Kısaca neden değineyim ; ilk olarak ben simüslayonlar belirli bir program dahilinde rasgelelik üretirler mutlak determinizmle değil dedim.Yani programcı ne isterse onu üretiyorlar aslında rasgelelilik bir örüntü sahibi oluyor'onu programlayanların'' örüntüsü siz almış nelere getirmişsiniz.

Ayrıca ben konulara hakimim demedim.Ne öyle bir iddiam nede isteğim var.İnternetin bilimsel otoritesi olarak yerinize göz dikmişte değilim:) okuyan sorgulayan biriyim.Evrime, ortak ataya inanan mekanik süreçlerin nedenselliğini bilimsel metodun önündeki fener olarak gören ama bunları mutlak bir felsefi yada dini düşünceye temel yapmayan(sizin ateist olarak yaptığınız gibi)Sizin gibi her konuda mutlak otorite herşeyden anlayan olduğunu idda eden biride değilim.Yanılmak beni sıkmaz mutlu eder.Düzeltmektende bugüne kadar hiç gocunmadım.Birçok kezde düzeltim size ve başka ilgililere teşekkür ederek. Fakat bu durumda sizin Strawman argümanınızı sitenizde de kanıtlamak için bu gerekliydi.Sizin Strawman husunda nasıl biri olduğunuzu madde madde blogumda kanıtlamışken burda da kendi açımdan teğit etmek hoş oldu.Grant money husun tenure sebebi olarak görülmediği ISU tarafından açıklandıktan sonra yapılan bu argümanı yemeniz size yakışmadı:)Peki benim tasarım argümanım sizi neden bu denli rahatsız ediyor tek sebeple ''inanca'' kapı açtığından işte tamda bu sebeple o e-mailleri cevaplayamıyorsunuz . Yüzleşemiyorsunuz gerçeklerle. GHZ dahil Gonzalez'in araştırmaları önemli dergilerde yayınlanmış mı ? Evet .Kendisi astro-fizik camiasında kabul gören biri mi ? Kesinlikle evet . Birçok makalesi hakemli dergilerde yayınlanmış cited edilmiş mi? İmtiyazlı Gezegende ileri sürülen GHZ, solar eclipse ilgili bulguları yine hakemli dergilerde birçok kez yayınlanmış mı evet...

İşte yazınızın sonundaki söyleminiz ne kadar iki yüzlü şekilde davranabildiğinizi ortaya koyuyor.Bunlar açıkça ortada iken bile bunlar safsataymış gibi davranarak kendi ideolojinizi dogmatik olarak kutsuyorsunuz.Birde tenure olayında ISU'nun söylemine katılarak bilimsel etiği ve hür düşünceyi ayaklar altına almaktan çekinmiyorsunuz.Gerçi Gonzalez'in çalışmalarındaki verileri bu denli kendi görüşünce yorumlayabilen biri için bilimsel etik ne kadar geçerlidir kuşku götürür?

Onca laf salatasını kendiniz yapmışsınız NASA belgesindeki verileri bile dediğim gibi kendinize yontmayı becermişsiniz ve yine dediğim gibi e-maillere cevap verememişsiniz. Myersan falan linkleyebilirdiniz belki :)

Bu yorumları okuyanlardan küçük taleplerim olacak;

1. Blogumda linki verilen İmtiyazlı Gezegen belgeselini indirin ve seyredin.

2. Tenure verilemesi ile ilgili nedenleri okuyun ve bunları yorumlarda verilenlerle karşılaştırın.

3.Verdiğim ISU'daki e-mailleşmeleri okuyun.(hani Da Vinci beyin yüzleşemediği)

4.Da Vinci'nin söylemini benim verdiğim kaynak linklerdeki veri ile karşılaştırın.Blogumda Da Vinci'nin Strawmanlik hikayesini okuyun.

5.Bunlarla yetinmeyin google da eğer sizde ingilizce biliyorsanız, her iki tarafın konu ile alakalı söylediği şeylerdeki yeni gelişmeleri takip edin.

6.Elinizi vicdanıza koyup, karar verin

Bunları yaptıktan sonra dilediğiniz şekilde dünya algısına devam edin.

Da Vinci said...

Mustafa,

Kusura bakma da artık bu kadar soytarılık görmedim. Bu muhtemelen sana son cevabım olacak. Senin saçmalık sınırlarını zorlayan mesajlarına cevap vermekten başka yapacağım daha iyi işler var.

Mustafa: "...sadece E-maillere cevap verin yeter dedim.Yine es geçilmiş alışılmadık bir durum değil..."

Nasıl bir cevap bekliyorsun merak ediyorum. Senin yazılarına yaptığım gibi cümle cümle bir inceleme yapmamımı bekliyorsun? Mektuplarla ilgili birinci elden yazıları verdim. O e-postaların sahiplerinden ikisinin bu konuda yazdıklarını verdim ve kendi yorumumu da kısaca yaptım. Ne bekliyorsun anlamadım.

Mustafa: "Baştan sona okuduğumda bir insanın şartlı reflekse dönmüş bir şekilde irrasyonel bir din düşmanlığını nerelere götürebildiğini görmek açısından faydalı oldu."

Din mi? O nerden çıktı şimdi? Benim yazımda dinle ilgili ne gördün çok merak ediyorum. Aslında merak etmiyorum. Senin gibi halüsinasyonlar içinde yaşayan biri herşeyi görmüş olabilir. Boşver bunu geçelim. Senin sanrıların beni ilgilendirmiyor.

Mustafa: "Heleki Avida konusundaki saçmalıklarınız kahkaha atmama sebep oldu. Kısaca neden değineyim ; ilk olarak ben simüslayonlar belirli bir program dahilinde rasgelelik üretirler mutlak determinizmle değil dedim.Yani programcı ne isterse onu üretiyorlar aslında rasgelelilik bir örüntü sahibi oluyor'onu programlayanların' örüntüsü siz almış nelere getirmişsiniz."

Gizemli bir şekilde Avida'ya ithaf olunan şey nedir peki? Keşke cevap diye yazdığın mesajda bu konuda adam akıllı bir açıklama yapabilseydin. 3 satırlık bir alıntı ve ardından "Avida'ya ithaf olunur :)" gibi komik bir mesaj.

Mustafa: "Gonzalez'in çalışmalarının 'bilimselliğin' den çok benim argümanı sunuşum ve kendi eğlentileriniz üzerinde durmuşsunuz.
(...)
GHZ dahil Gonzalez'in araştırmaları önemli dergilerde yayınlanmış mı ? Evet .Kendisi astro-fizik camiasında kabul gören biri mi ? Kesinlikle evet . Birçok makalesi hakemli dergilerde yayınlanmış cited edilmiş mi? İmtiyazlı Gezegende ileri sürülen GHZ, solar eclipse ilgili bulguları yine hakemli dergilerde birçok kez yayınlanmış mı evet..."


Sen belli ki yazdığım şeyleri okumuyorsun. Bak yazımda ne demişim: "Ben Gonzalez'in söylediği şeylerin çoğuna temelde katılıyorum. Benim asıl karşı çıktığım şey Gonzalez'in bazı gerçekleri yorumlaması ve gerçekler arası kurduğu bağlantıya dayalı olarak oluşturduğu argüman. Yoksa temel olarak bilimsel argümanlarına karşı çıkmıyorum. Bilimsel verilerin yorumlanması ve felsefi boyutlu çıkarımlarına karşı çıkıyorum. Zaten yazılarımı okuma zahmetine katlanmış biri bunları açıkça görecektir."

Burada ne yazdığımı anlıyor musun? Ben yine GHZ'ye karşı çıkayım? Karşı çıkmamı mı istiyorsun :) Bu ne garip bir tartışma şekli. Benim neye karşı çıktığımı anlayacak kapasite yok mu sende? Aynı şeyleri defalarca yazdırıyorsun bana. Sana neyi savunup neye karşı çıktığımı defalarca yazdım ama anlamamakta direniyorsun. Bravo yani. Bu da bir başarıdır.

En son yazdığın şey safi palavra. Hakemli bir dergiden tam Güneş tutulması ile zeki canlıların varlığı arasında ilişki kurup bunu da tasarıma bağlamış değil. GHZ ile hakmeli makalesi var. Doğru. Bunu zaten dünya alem biliyor. Bu makaleleri ben de okudum ve aha ilk yazımda bunu belirtmiştim. Tam Güneş tutulmasının korona spekturunumum gözlemlenerek helyumun bulunmasını sağlamasıyla ilgili makalesi de var. Bu da doğru. Ama zeki canlıların varlığı ile tam Güneş tutulması arasında ilişki kurduğu ve bunu tasarıma bağladığı hakemli bir dergide yayımlanmış bir makalesi yok. Bunu kitabında ve aynı adı taşıyan belgeselde yapıyor. Hakemli bir dergide yayımlanan bir makalesinde böyle birşey yok. Zaten benim de yazılarımda karşı çıktığım şey bu. Okuduğunu anlayabilen ve yazılarımı okumuş biri bunu rahatça görecektir. Ama belli ki sen göremiyorsun. Aynı şeyleri defalarca ve defalarca yazmak durumunda bırakıyorsun beni. Biraz insaf.

Mustafa: "Yanılmak beni sıkmaz mutlu eder.Düzeltmektende bugüne kadar hiç gocunmadım.Birçok kezde düzeltim size ve başka ilgililere teşekkür ederek. Fakat bu durumda sizin Strawman argümanınızı sitenizde de kanıtlamak için bu gerekliydi.Sizin Strawman husunda nasıl biri olduğunuzu madde madde blogumda kanıtlamışken burda da kendi açımdan teğit etmek hoş oldu."

Daha önce yanlışlarını düzelttiğini gördüm doğrudur. Ama bu sefer yanlışına takılıp kalıyorsun. 2001-2007 arasında 68 hakemli makale palavrasının yanlış olduğunu sana açıkça göstermeme rağmen bu yalanı savunmaya devam ettin.

Straw man konusunu en iyisi hiç açma. Aramızdaki e-postaları burada açıklamak durumunda bırakma beni. Sana verdiğim "straw man argümanı nedir?" başlıklı dersi burada herkesle paylaşmak zorunda kalmak istemiyorum. Bu konuyu uzatmaman senin açından daha iyi olacaktır.

Mustafa: "Peki benim tasarım argümanım sizi neden bu denli rahatsız ediyor tek sebeple 'inanca' kapı açtığından işte tamda bu sebeple o e-mailleri cevaplayamıyorsunuz. Yüzleşemiyorsunuz gerçeklerle."

Birilerinin, palavraları gerçekmiş gibi sunup insanları kandırmaya çalışması beni rahatsız eder. Eğer önemsediğim bir konuysa bu palavraları ortaya koymayı bir görev bilirim. Bu kadar basit.

Mustafa: "Grant money husun tenure sebebi olarak görülmediği ISU tarafından açıklandıktan sonra yapılan bu argümanı yemeniz size yakışmadı:)"

Mustafa sen şaka mısın? Bu olayı sen başlatmadın mı? 1,3 milyon dolarla ilgili alıntıyı "Tenure olayında hezeyanın kimin tarafından ortaya konduğunu bizde istatistiki veri ile ortaya koyalım." diyerek sen gündeme getirmedin mi? Sonra işin senin düşündüğün gibi olmadığını hatta tam tersi olduğunu anlayınca da o efsanevi dansöz hareketiyle kıvırmadın mı? Komedisin Mustafa. Komedi.

Mustafa: "Onca laf salatasını kendiniz yapmışsınız NASA belgesindeki verileri bile dediğim gibi kendinize yontmayı becermişsiniz..."

Orada yazılanları sen nasıl kendine yonttun hayret ettim. O alıntı ile ilgili yazımda yaptığım açıklamaya bir itirazın var mı? Varsa söyle bakalım. Yoksa bir daha NASA deme.

Mustafa: "Bu yorumları okuyanlardan küçük taleplerim olacak;
(...)
Bunları yaptıktan sonra dilediğiniz şekilde dünya algısına devam edin."


Buradakilerin çoğuna katılıyorum sadece bir iki ek yapayım:

Belgeseli torrent ile indirmenize gerek yok. Google Video'dan izleyebilirsiniz.

Eğer straw man argümanlar konusunda Mustafa'ya göndermiş olduğum ders niteliğindeki e-postayı isterseniz bana e-posta gönderin size ilgili postayı ileteyim.

Elinizi vicdanınıza falan koymayın. Bunun vicdanla ilgisi yok. Ortada tamamen bilimsel bir konu var. Bilimsel bir konuda karar verirken vicdana ve kişisel duygulara yer yoktur, olmamalıdır.

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Sayın Da Vinci

Benimde dogmatik bir ateistte cevap yetiştirmek gibi bir mücadelem olamazolsa zaten sizin gibi misyonumun gerektirdiği blog blog dolaşma kend ideolojimi bilimi alet ederek dayatmaya çalışma forumlarda belirli inançlara kin kusma gibi faaliylerde bulunurdum.Bundan çok uzağım. Meğerki ben toptan yanılmış bile olsam.Benim için kurduğum bağıntılı ilişkiler önemlidir.İlerde nasıl daha önce hatalarımı düzeltmiş ve daha iyiye gidebilmişsem sanırım yine bunu yapabilirim.Bunu yaparkende herkesi bundan haberdar etmekten çekinmem aksine kendimce bir haz duyarım.Çünkü bu benim evrilebildiğimi ve gelişebildiğimi gösterir.Ben tasarım olgusnu mantık yürütmenin en doğal şekliyle Paleyin yaptığı gibi doğrudan yapıyorum.Boyle düşüncesindeki verileri görüyorum.Meğerki bu algılayış bilim tarafından kesin bir şek,lde geçersiz kılınır .(ki uçu açık olasılıklarda sonsuza kadar mümkün olamaz) ben bu mantıksal varsayımların tıpkı Gonzalez'in yaptığı gibi tasarımı işaret ettiğini düşünrüm. Akıl ve organisazyonla ilgili yazımda dabelirttiğim gibi Akıl madde için bir potansiyel koşuldur ve bu koşul potansiyel olarak onda olmasaydı biz bugün bu yorum münakaşasını yapmazdık.Raslantının tüm gübnünü kullansak bile potansiyelinde var olmayan bir durum madde içeriğinden çıkarılamaz.O zaman madde var olduğuna göre akıl o var olmadan çnce onun için var olmalıdır ki nedenselliğin ilkelerine göre madde sonunda o potansiyelini evrensel kanunlar yordamıyla devşirebilsin.Yoktan yokluk çıkan diyen lucretius değil mi? Öyleyse maddede potansiyel içerik olarak yok olan daha sonrada var olamaz.Geriye dönük Newton mekaniğinde nedensellik en az bizim doğrusal nedenselliğimiz kadar geçerlidir.Peki bunu gözlemliyemiyoruz diye bu yok mudur? Yani bardak kırıldıktan sonra tekrar birleşmesi pratikte gözlemlenemiyorken nasıl oluyorda mekaniğin en temel kanunlarının içersinde en az doğrusal gözlemlenebilen sonuç kadar kesin bir doğru hükmünde olabiliyor?

Bunlar aramızaki temel farklar.Siz ısrarla maddeyi tanrının yokluğunu ispata kullanıyorsunuz.Ben ise maddenin aslında tam olarak bir Tanrı ve aklın kanıtı olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu bir düşüncenin (tabi bizim anladığımız manada olmasada) somutlaşması olarak görüyorum.Bunun nihai cevabınında hiç bir zaman bulunamayacağını biliyorum.Çünkü ozaman inanç kendi öz yapısına aykırı bir şekilde sadece ''bunu formüle edebilenlere has'' olurdu.Tıpkı şuan sizin yapmaya çalıştığınız gibi oysa inançın doğasında ayrım akılla değil aklın soyut sonuçlarıyla yani bağıntılarla alakalıdır.Bu yüzden yaratılışcı çabalarda en az sizin çabalarınız kadar benim için manasız ve beyhudedir.Bilim mantıksal çıkarım yapmak için kullanılabilir ama asla soyut dünyaya ait bir duyguyu formüle etmek için kullanılamaz.Aşk sevgi korku sadece hormonların belirli tepkilerinin belli etkenlerce uyarılıp aktivasyona geçmesi (elbette bu bir parçasıdır ama bütünün kendisi değildir) sonuçu oluşan salt mekanik tecrübelere indirgemek hem insanı insan yapan değerleri hemde aklı küçümsemektir.


Aramızdaki e-postaları burda dahil dilediğiniz her yerde yayınlayabilirsiniz.Bende isteyen herkese sizin WikiStrawman maddesindeki maddelere binaen nasıl bu işi gerçekleştirdiğinizi gösterdiğim yorumu gönderebilirim.İsteyen http://akillitasarim.wordpress.com/2007/11/18/ockhamlinin-usturasinda-paradigma-ve-tumevarim/#more-59
2 Arlaıkta verdiğim yoruma bakabilirler yorumlar baştan okunursa daha iyi anlaşılabilir.

Cevap verdiği metinler savunma metinleri ben orda yazılı olan itiraflardan sizin ne çıkardığınızı sordum hani baştan beri tenure sadece bilimsel verilere göre verilmediğini ısrarla iddia ediyordunuz ya .Ha birde kıvırtmanın böylesi Gonzalez'in bilimsel çabalarına olan yaklaşımınız.Neymiş araştırmayı yapan bilim adamı o verilerle o sonuçlara ulaşmakta hatalıymış eh sizin kadar ulu bir şahsiyet olmadığındadır.Vicdan vikide diyalektik anlayış ise insanın içinde bulunduğu toplumsal koşullarla belirlenmiş görgü ve bilgisinin sonucunda oluştuğunu ileri sürer diyor.Bilgiye dayanarak yapılan çıkarıma karşı bu denli hoş görüsüz ve akıl dışı karşı çıkış sanırım bunlada uyuşmuyor bilimin kendisiylede.birileri sırf sizin ideolojik dünyanıza hitap etmeyen çıkarımları kendi yaptığı araştırmalarla yapabiliyor diye onun tenure almamasını haklı yaptığı çalışmaları önemsiz göstermek hatta o sonuçlara varmasını hezeyan olarak adletmek bilimle iştigal ettiğini iddia eden bir aklın kendi içinde düştüğü acziyetten başka birşeyi ifade edemez. Vicdana sahip olmayan bilgi ilimden atomun gücünü alıp onla katliam yapmaktan çekinmez. Gerçkelerin sadece kendi maddi akıl algısında var olduğunu sananlara bilim tokat indirmeye devam edecektir..herkes diledğince kara verir ona görede hayatı şekillenir...

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Birde son olarak Gonzalez'in hezeyan dolu çıkarımnı buraya ekleyim.Bu çıkarımı gözlemlerine göre yapıp ''tasarım'' fikrine ulaşması sayın Da Vinci tarafından hezeyan saçmalık vs olarak görülüyor.Ben ise doğal bir akıl yürütme olduğunu düşünüyorum;

''Buna ek olarak bu olguları ( Tam Tutulmadaki tam Spektrumun keşfi) keşfetmek için, akıllı hayatında bu koşulların sağlandığı bir yerde ortaya çıkması bizlere şu sonuça iletmektedir; güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde ve en mükemmel haliyle , bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır.''

Bu ve bunlar gibi bir çok kutlu olağandışı kozmik ve biyolojik tesadüflerin yönlendirilmeden tamamıyle kör amaçsız süreçlerçe (bizzat materyalistlerin değimiyle) sürekli yaşamın olduğu yerde bir araya gelmesi yaşamı destekleyen unsurlar olması. bu tesadüflerin bilimin nerdeyse bilinen tüm disiplinlerinde süreki tesadüf etmesi materyalist anlayışın temelidir.Peki sürekli tesadüf edene tesadüf denir mi?

DaVinciye tüm yorum ve cevapları için teşekkür ediyorum. Yorumları okuyanlara umarım bir nebze olsun her iki alandada küçük kapılar açabilmişizdir.Kendi adıma en küçüğüne razıyım.Yeni yazılarda karşılıklı yorumlaşma dileğimle....

Da Vinci said...

Mustafa'dan gelen istek üzerine 'Straw man' argümanı nedir? başlıklı yazımda kendisine bedava olarak vermiş olduğum dersi sizlerle paylaştım. Keyfinize bakın. İyi dersler.

Mustafa,

Artık senin hezeyanlarına cevağ verme konusunda ciddi çekincelerim var. Senin benim yazılarımda açıkladığım şeyleri anlamadığını çok net bir şekilde defalarca gördükten sonra sana birşeyleri anlatmaya çalışmanın zaman kaybından başka bişey olmadığını anlamış bulunuyorum. Bu konuya yeteri kadar değindiğimi ve dışardan bakan birinin tartışmayı ve ortadaki durumu anlaması için yeterli bilgiyi verdiğimi düşünüyorum. Onun için şimdilik seni sanrılarınla başbaşa bırakmayı tercih ediyorum. Gonzalez'in hangi düşüncesine karşı çıkıp hangisine karşı çıkmadığımı ve karşı çıktıklarıma da neden karşı çıktığımı iki yazımda da çok net bir şekilde ifade ettim. Senin neyi anlayıp neyi anlamadığın beni pek ilgilendirmiyor bu noktadan sonra. Kendine iyi bak. Hoşçakal.

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Sayın Da Vinci

Karşılık olarak yapılan yorumlarda ikimizinde yanıldığı yerler olduğunu kabul etmek lazım .Ben kendi adıma size tuzak olarak kurduğum alıntıda '2grant''' kısmını kaale aldım ordaki istatisliki verilerden yola çıkıp bir bilimadamına tenure verilmemesinin indirgemeci olduğunu söylemek istedim ve bunu sizin argüman olarak kullanacağınızı bilerek yaptım yoksa sizin anladığınız şekilde ona az para verildide o bilim yapamıyor demek için kullanılmadı zaten bu saçma olur.Fakat suç bendeki sizin o şekilde anlamanıza mehil verecek şekilde hatalı yazmışım kendim okuduğumda elbet algı tarzım kendiminkine göre işliyor sonra sizin pencerenizden bu şekilde anlaşılacağını anladım yani yine hata bende ama kasıt dediğim gibi orda Myers gibilerin indirgemeci yaklaşımları zaten kendiside Hector gibi militan atesit olduğundan bu derece indirgemeci olabiliyor. 68 peer-makale konusunda ise sizin kaynağınız ile benim verdiklerim arasında sayı bakımından bir uçurum var gibi görülüyor discovery cited yada Gonzalez'in katıldığı diğer grup çalışmalarının peer-review alanlarınıda buna dahil etmiş sanırım.Sorunda burdan kaynaklanıyor fakat ortada duran AT destekçisi bir bilim adamınında yeterli sayıda ahakemli dergide yayınlana makale sahibi olabileceğini gösteriyor.Bu bakımdan önemli ayrıca Gonzalez ISU'da bir türlü yüzleşmek istemediğiniz e-maillerdede en başarılı astro fizkçilerden olduğu bizzat tenure kurulunun üyesince söyleniyor.Tenure olayından önce AT ile ilgili bir savunma yapmasının açıkça onun tenure alamaması anlamına geleceği belirtiliyor.Bu kadar veriden sonra inkar varsa bende pes diyorum.

Sizin yaptığınız bir başka hatada Gonzalez'in çalışmalarına karşı çıkarken onun verdiği bilimsel verilerin sanki onun mantık yoluyla yaptığı çıkarımlar olarak sunmanız böyle birşey yok.Tam tutulma ile ilgili veriler ortada sizin verdiğiniz kaynaktaki animasyonlar gerçeği yansıtmıyor dileyenler NASA sitesinden yada google imagestem tam tutlmanın ne olduğunu rahatlıkla görebilir çekilen fotoğraflardan bile durumu rahatlıkla kavrayabilir.Krona daima Gonzalez'in argümanında olduğu şekliyle bilimsel gözleme bu şekilde kapı açmakta.Google videodan verdiğiniz için teşekkür ederim.DVD rip divx isteyenler torrentten çok daha kaliteli şekilde seyredebilir sitemdeki torrent linki indirerek.

Son olarak Strawman husunda kimse kimseyi ikna edemez sizin dersinize karşılık benim sizin hakkınızda yaptığım madde madde kanıtlama var.O yazıyı ve altındaki tartışmayı okuyanlar çok daha kısa ve özlü şekilde argümanı nasıl kullandığınızı görebilirler. Mailleşmelerimizde sizin konuya hakim olmanız onu kullanmayacağınız anlamına geliyorsa elbette sizin sözünüz doğrudur ama bilakis Strawman argümanını çook iyi bilmenizden ötürü bunu benim gibi çok iyi bilmeyenlere karşı kullanmanızdan doğal birşey olamaz taki benim gibi farkına varılıncaya kadar. Herşey sitelerimizde argümanlar ortada okuyanlar kara versin.Ben size sorduğum çoğu sorunun cevabını alamadım sizin sorduklarınıza sizin tam sitediğiniz gibi olmasada bilebildiğimce yada bulabildiğimce cevap verdim.Siz ise sürekli es geçtiniz. Canınız sağolsun misyonunuz belli o sebeple tartışmamız zaten çok sağlıklı olamıyor. Kendinizi tatmin etmekten öteye gitmeyen bu tartışma şeklinizle kendi ateist imanınızı kendinize kanıtlamaktan öteye geçemezsiniz...

sizde hoşçakalın...

Da Vinci said...

Mustafa: "68 peer-makale konusunda ise sizin kaynağınız ile benim verdiklerim arasında sayı bakımından bir uçurum var gibi görülüyor discovery cited yada Gonzalez'in katıldığı diğer grup çalışmalarının peer-review alanlarınıda buna dahil etmiş sanırım."

Benim kaynak olarak gösterdiğim DI'nin listesi Gonzalez'in tüm kariyerinde 68 adet peer-reviewed makalesinin yayımlandığını gösteriyor. Ben diğer makalelerde ne kadar refere edildiğiyle (cited) ilgili hiçbir şey söylemedim. Konu o değildi konu yayımlanan peer-reviewed makale sayısıydı. Senin iddiana göre bu sayı 2001-2007 arasında iken 68 idi. Ben ise bunun yanlış olduğunu ve Gonzalez'in tüm kariyeri boyunca 68 peer-reviewed makalesi olduğunu gösterdim. DI'nin listesinde review yazıları veya katlımcı olarak bulunduğu ve peer-reviewed olmayan makalelerin de listesi var ama buradaki asıl konumuz peer-reviewed makale sayısıydı. Bu konudaki yanlışını açıkça gösterdiğimi düşünüyorum. Ama nedense bunu kabullenmeyerek yanlışın arkasında durmaya devam ediyorsun.

Bu konuda senin verdiğin bir link vardı. Orada arama yapnca 200 civarında sonuç çıkıyor. Ama o sağlıklı bir sonuç değil çünkü o sonuçlar arasında farklı bir Guillermo Gonzalez'in sonuçları da çıkıyor, review yazıları da çıkıyor, 400 farklı kişinin katkıda bulunduğu bazı şeyler de çıkıyor. Yani oradaki arama sonucunda sağlıklı bir sonuca ulaşmak pek mümkün değil. Arama sonucu çıkan 200'den fazla maddenin tek tek incelenmesi ve ilgisizllerin tek tek ayıklanması lazım. Ancak bundan sonra sağlıklı bir sonuca ulaşılabilir. DI'nin listesi ise oldukça iyi gözüküyor her ne kadar doğruluğundan kesin olmasam da.

Mustafa: "Sorunda burdan kaynaklanıyor fakat ortada duran AT destekçisi bir bilim adamınında yeterli sayıda hakemli dergide yayınlanan makale sahibi olabileceğini gösteriyor."

Bu şaka mı? AT destekçisinin hakemli bir dergide makalesi yayımlanamaz diyen mi var? Guillermo Gonzalez benim anladığım kadarıyla iyi bir bilim adamı. Elbette peer-viewed makaleleri yayımlanacaktır. Bundan daha doğal ne olabilir? Bunu önemli birşeymiş gibi göstermeye çalışman bana garip geldi açıkçası. Peki sana bir soru. Bu makalelerin herhangi birinde kitapta ve belgeselde varılan sonuca varılmış mı? Yani bir tasarımın olması gerektiği sonucuna ulaşmış mı herhangi bir peer-reviewed makalesinde? Zaten benim asıl karşı çıktığım şey de ortaya koyduğu bilimsel verileri biribirne bağlama ve yorumlama şekli. Yani tasarım sonucuna varmadan önceki argümanlarda çok fazla sıkıntı yok. Ama tasarım sonucuna varılırken kurulan ilişkilere ve kullanılan mantığa karşı çıkıyorum. Zaten bunların hiçbir de peer-reviewed makalelerde dile getirilmiş şeyler değil.

Mustafa: "Bu bakımdan önemli ayrıca Gonzalez ISU'da bir türlü yüzleşmek istemediğiniz e-maillerdede en başarılı astro fizkçilerden olduğu bizzat tenure kurulunun üyesince söyleniyor.Tenure olayından önce AT ile ilgili bir savunma yapmasının açıkça onun tenure alamaması anlamına geleceği belirtiliyor.Bu kadar veriden sonra inkar varsa bende pes diyorum."

E-postalarla ilgili açıklamaları yazımda yaptım. Bunların üzerine tekrar birşey yazma gereği duymuyorum. Eğer e-postalarda ne var diye merak edenler varsa senin verdiğin linkten açıp okurlar. Ben bu e-postalar hakkında onları yazanlardan bazılarının açıklamalarının linklerini verdim. Ben kimsenin avukatı değilim. Adamların niyetini sorgulamak gibi bir amacım da yok. Yazdıkları ve söyledikleri ortada. Merak eden açar okur.

Mustafa: "Sizin yaptığınız bir başka hatada Gonzalez'in çalışmalarına karşı çıkarken onun verdiği bilimsel verilerin sanki onun mantık yoluyla yaptığı çıkarımlar olarak sunmanız böyle birşey yok.Tam tutulma ile ilgili veriler ortada sizin verdiğiniz kaynaktaki animasyonlar gerçeği yansıtmıyor dileyenler NASA sitesinden yada google imagestem tam tutlmanın ne olduğunu rahatlıkla görebilir çekilen fotoğraflardan bile durumu rahatlıkla kavrayabilir.Krona daima Gonzalez'in argümanında olduğu şekliyle bilimsel gözleme bu şekilde kapı açmakta."

Benim straw man kullandığımı iddia ediyorsun, straw man'in ne olduğunu anladığını söylüyorsun ama gelip burada straw man yapıyorsun. Beni söylemediğim birşeyi söylemiş gibi gösteriyorsun. Ben hangi bilimsel veriyi Gonzalez'in yorumu diye sunmuşum? Gonzalez'in yorumu olarak sunduğum şey tasarım sonucuna vardığı yerdir. Yani şu şöyledir, bu böyledir diyor ve en sonunda bunlar arasında bir ilişki kuruyor ve bunun tasarımı gösterdiğini iddia ediyor. Ben ortaya koyduğu bilimsel verilere değil kurduğu ilişkiye ve vardığı sonuca karşı çıkıyorum. Bunlar da elbette onun yorumlarıdır. Kurduğu ilişki ve buna dayanarak tasarım sonucuna varması sence Gonzalez'in yorumu değil mi?

Ben tam tutulma bu konudaki bilimsel keşife yardımcı olmaz da demedim. Elbette olur. Bu açıkça ortada. Ama diyorum ki Ay biraz daha büyük olsaydı yine aynı şekilde korona gözlemi yapılabilecekti. Bunu da verdiğim grafik ile gösterdim. Grafiği vermemin nedeni eğer Ay biraz daha büyük olsaydı nasıl bir görünüm olacağını insanların zihninde canlandırabilmekti. Ayrıca Ay biraz daha küçük olsaydı hiçbir şekilde tam tutulma olamayacağını söyledim. Yani insanlar yine var olacaktı ama tam Güneş tutulması olmayacaktı. Bunların üstüne bir de olasılık ve istatistikle ilgili yazımda açıkladığım şeyler bu durumun (yani bir keşif yapabilme durmunun) bir tasarımı göstermekle uzaktan yakından ilgisi olmadığını göstermektedir.

Mustafa: "Son olarak Strawman husunda kimse kimseyi ikna edemez sizin dersinize karşılık benim sizin hakkınızda yaptığım madde madde kanıtlama var.O yazıyı ve altındaki tartışmayı okuyanlar çok daha kısa ve özlü şekilde argümanı nasıl kullandığınızı görebilirler. Mailleşmelerimizde sizin konuya hakim olmanız onu kullanmayacağınız anlamına geliyorsa elbette sizin sözünüz doğrudur ama bilakis Strawman argümanını çook iyi bilmenizden ötürü bunu benim gibi çok iyi bilmeyenlere karşı kullanmanızdan doğal birşey olamaz taki benim gibi farkına varılıncaya kadar. Herşey sitelerimizde argümanlar ortada okuyanlar kara versin."

Zaten bu konuda artık seni ikna etmek gibi bir amacım yok. Straw man konusunda bilgilendirici bir yazı yazdım ['Straw man' argümanı nedir?]. Daha önce bu kavramı duymamış olan ve merak edenleri bilgilendirme amacıyla yazdım. Bunları görüp anlamadığını gördüğüm için seni ikna etmeye çalışmak gibi bir amacım yok. Herşey ortada. Konuyla ilgilenenler ilgili yazıları okuyarak kendi kararlarını verecektir. Bunu daha fazla uzatmaya gerek yok.

Mustafa: "Ben size sorduğum çoğu sorunun cevabını alamadım sizin sorduklarınıza sizin tam sitediğiniz gibi olmasada bilebildiğimce yada bulabildiğimce cevap verdim.Siz ise sürekli es geçtiniz. Canınız sağolsun misyonunuz belli o sebeple tartışmamız zaten çok sağlıklı olamıyor. Kendinizi tatmin etmekten öteye gitmeyen bu tartışma şeklinizle kendi ateist imanınızı kendinize kanıtlamaktan öteye geçemezsiniz..."

Bu yazdıklarını görünce artık hiç şaşırmıyorum. Senin nasıl bir halüsinasyon içinde yaşadığını gördüğüm için bunları gayet doğal karşılıyorum. Yazık bile diyesim gelmiyor artık, alıştım bu tip hezeyanlara.

Sen ve senin gibilerin "ateist iman" lafının da "benim bir imanım var ama onların da var" mantığıyla kendi vicdanını rahatlatmak için kullanılan bir araç olduğunu çok iyi biliyorum. Böyle düşünerek kendinizi bir şekilde tatmin ediyorsunuz ve kör inanca (delilsiz birşeye imana) sahip olanların sadece kendiniz olmadığınıza kendinizi inandırıyorsunuz. İyi taktik ama çocukça.

Adsız said...

da vinci
olasılık hesaplarının anlamsızlığını kendinizce açıklama girişiminiz iman tazeleminizden başka birşey değil bence yani bu sizin işte burdayız ve yaşıyoruz öyleyse mucize değil demenizde çok komik bir argüman elbetteki burdaysak buraya kadar gelişimizin olasılıkları incelenecek ve ona göre hayatla alakalı daha farklı çıkarımlarda bulunulacaktır yani düşük olasılıklı ihtimallere rağmen burdaysak nedenini araştırmak ve bazı bulgulara varmak son derece anlamlı bir şey popüler bir örnek vereyim size karşınızda 10 keskin nişancı var sizi vurmak isteyen ateş etmeye başladıklarında biliyorsunuzki toplam 200 mermileri var 100 saniye ateşten sonra mermilerin bittiğini anlıyorsnuz ama ilginç bir durum var hiç isabet almamışsınız bununla alakalı ne düşünürsünüz ! murats

Da Vinci said...

murats: "elbetteki burdaysak buraya kadar gelişimizin olasılıkları incelenecek ve ona göre hayatla alakalı daha farklı çıkarımlarda bulunulacaktır yani düşük olasılıklı ihtimallere rağmen burdaysak nedenini araştırmak ve bazı bulgulara varmak son derece anlamlı bir şey"

Buraya kadar gelişimizin olasılıklarını nasıl inceliyorsun çok merak ettim. Biraz açıklar mısın? Çünkü öyle garip olasılık hesapları gördüm ki şimdiye kadar senin nasıl bir hesaptan bahsettiğini görmek isterim. Mesela malum kişilerin proteindeki aminoasit sayısına dayalı olarak protein oluşma olasılığı gibi absürd ve cehalet kokan olasılık hesapları varken senin buraya gelişimizin olasılıklarını nasıl incelediğini görmek isterim.

Ayrıca yazımda verdiğim örneğe ne dersin? Yani 52 karlık bir deste rastgele dağıtıldığında herhangi bir sırada dağılma olasılığı çok çok düşük. Bu durumda dapıtım bittikten sonra bakıp "vay be bu dizilim gelme olasılığı 10 üzeri -60. Peki bu nasıl geldi? Burada bir mucize olmalı" gibi saçma sapan birşey diyor muyuz? Geçmişte olmuş tek bir olayın olasılığına bakarak bundan sonuçlar çıkarmak sağlıklı değildir. Zaten yazımda bunu çok net olarak açıkladım. Ayrıca Gonzalez'in yanlış kullandığı olasılığın nasıl kullanılırsa doğru olacağını da açıkladım. Burada aynı şeyleri tekrar yazma gereği duymuyorum.

Adsız said...

da vinci
kendime özgü bir hesap modelim yok tabiki böyle bir imada bulunmadım,bende tabiki roger penrose veya michael dentonun kendi kitaplarında yaptıkları hesaplamalardan etkilendim özellikle penrose un hesaplamaları hiç sapma sapan veya absürd filan değil kullanılışı açısından absürd görmenizi ise ben absürd karşılıyorum açıkçası ,(hee bu arada paul davies e ne dersiniz)


kart örneğinizi yüzeysel incelersek ilginç bir sonuç gibi gelebilir fakat biyolojik yaşam için kart örneğini öne sürmeniz ise ilginç geldi bana ama sorun şurda kartlar nasıl gelirse gelsin oyun devam edecek yani kartlar çok kötü dağıtılsa dahi oyunu oynamaya engel bir durum yok ortada.
ben size şöyle bir örnek vereyim batak oyununu bilirsiniz herhalde 4 kişilik batak oyunu oynandığını varsayın kozda maça olsun dağıtıcı kartları dağıttığında oynayıcılırdan biri nin elinde ki tüm kartlar maçalardan oluşsun o zaman diğer oynayıcıların hiçbir şansı yoktur oyun artık devam edemez bu hikaye olasıdır ama olasılığı çok düşüktür işte böyle bir durumda şahit olan herkes bu olayın neredeyse bir mucize olduğunu düşünür bende evrenin böyle olduğunu düşünüyorum


not:olasılıklar ile ilgili incelemenizde tek bir olguya dayanarak böyle çıkarımlar yapılmamalıdır diyorsunuz sınırlı açıdan doğru fakat bence zorlama olmuş şöyleki;bir araştırma veya araştırmalar var bu araştırmalardan sonra kompleks yaşam için dünyanın son derece özel bir konumda olduğu tespit ediliyor ve sonrasında doğal olarak yaratılış çıkarımı yapılıyor,sizde bunu biraz daha araştırıp evrenle alakalı bilgilerimizi genişletmeliyiz diyerek fütursuzca buluyorsunuz ama şu noktayı atlıyorsunuz bence bilimde bir modelin veya bir düşüncenin destekleyici kanıtları varsa o görüş karşıt kanıtlar bulunana kadar revaçta kalır onun için olasılık hesaplamarı ile yazdıklarınızı mantıklı kabul etmiyorum (vakit sıkıntısı nedeniyle eleştirlerimi burda noktalıyorum)

Adsız said...

paul daviese ne dersiniz kısmı parantez içindede olsa biraz garip olmuş doğrusu paul davies in bu konulardaki çıkarımlarına ne diyorsunuz kendisi son derece saygın bir bilimadamıdır bununla beraber oda sizin gibi darwincidir

Da Vinci said...

murats,

Penrose'un hesabı Big Bang tekrar gerçekleşse evrenin bugün tamamen aynı olmasıyla ilgili bir hesap. Peki yaşamın ortaya çıkması için böyle bir gereklilik var mı? Çok açık ki yok. Onun için Penrose'un akıllara ziyan bir sonuç veren hesabının bence hiçbir anlamı yok. Eğer tek yol o olsaydı olurdu ama öyle değil. Senin verdiğin örnekteki gibi eğer en ufak bir deişiklik bile olmuş olsa bugün canlılık olmayacak olsa ve tek yol herşeyin tamamen aynı şekilde olmuş olması olsaydı o hesabın bir anlamı olurdu ama yok.

Eğer Penrose, Denton veya Davies'in argümanlarını derli toplu bir şekilde burada sunarsan ben de elimden geldiğince cevap vermeye çalışırım. Böyle çok havada kaldı bu konu. Konuyu irdelemek istiyorsan ilgili argümanları derli toplu bir şekilde sunarsan tartışabiliriz.

Son bölümdeki eleştirine bir cevap vermeyeceğim çünkü aslıda ortada net bir eleştiri yok. Adam ortaya koymuş delilleri diyorsun ama iki yazımda da bu argümanlara yeteri kadar net olarak cevap verdiğimi düşünüyorum. Eğer direk benim argümanlarımla ilgili bir itirazın varsa bunları dinlemek ve cevaplamak isterim. Ama ortada görebildiğim böyle birşey yok. Gonzalez'in söylediklerini tekrarlamak bir anlam ifade etmiyor. Ben neden kompleks yaşam için elverişli bir yerin imtiyazlı bir yer olmadığını evrende bu özelliklere sahip bölgelerin bu bölgelerdeki yıldızların ve gezegenlerin bol bol olabileceğiyle ilgili şeyler söyledim. Bunlara cevap vereceksen dinlemek isterim. Ayrıca Ay'ın ve Güneş'in görünen boyutlarının eşit olmasının neden hiçbir anlam ifade etmediğini de yeteri kadar iyi açıkladığımı düşünüyorum. Bu konuda söylediklerime vereceğin cevap varsa bunları görmek isterim.

Adsız said...

da vinci
detaylara inmeyeceğim pek vaktim yok maalesef penrose un hesaplamaları yaşadığımız evrenin bugünkü haline tekrar gelmesinin olasılığına dikkat çekiyor bizde evren dışında yaşamıyoruz herhalde :) (tabiki bu örnek kompleks yaşamla alakalı değil)

sizinle adı geçen bilim adamlarının makalelerini tartışmak ilginç olurdu aslında ama maalesef vakit sıkıntısı nedeniyle girmeyeceğim aslında bu tip tartışmalarında gerçek bir tartışma için çok eksik olduğunu söyleyebilirim belkide bu yüzden genelde havada kalıyordur dinlemek istedikleriniz


son bölümde nasıl bir eleştiri göremedin çok ilginç geldi bana özetle dedimki bir bulguya ulaşılmış bu bulgu için yaratılış çıkarımı yapılmış bulgunun belli özellikleri verilmiş sende diyosunki bunun gibi daha en az bir örnek daha bulmalıyızki istatistiği olsun doğruluk teyidi olsun bende sana diyorumki bilimde elde olan bulgular değerlendirlir karşıt bulgu olursa ne ala ben gonzalezin söylediklerini tekrar etmedim.

sende carl sagan gibisin oda yaşadığımız evrenle alakalı şöyle diyordu:eğer milyarlarca kere milyarlarca evren olsaydı o zmana içinde bulunduğumuz evren benzeri bir evren ortaya çıkabilirdi sende galaktik yaşanabilirlik kuşağı üzerinde milyarlarca yıldız var böyle bir gezegen oralardada çıkabilirdi diyosun ikinizde elde olan bulguyu ne pahasına olursa olsun kabul etmeyip temenni ediyorsunuz birde son bir şey sizin gibi düşünen bilim adamlarının (paul davies gibi) evrenle alakalı görüşlerini kabul etmiyor olanca öfkeyle (geneli kastediyorum) eleştiriyorsunuz (elde olan bilimsel bulguyu bu önemli) konu darwinci evrim olunca şekil değiştiriyorsunuz bu bulguların objektif yorumumudur ? murats

Adsız said...

parantez içindeki elde olan bilmsel bulguyu kısmı bilimsel bulguların eleştirildiğini söylemek için yaazıldı biraz garip olmuş orda...

Da Vinci said...

murats,

Penrose'un hesabı aslında tam da yazımda verdiğim kart dağıtma örneğine uyuyor. 10000 tane kartı ard arda dağıtalım. Arada bazı yerlerde belli kartların gelmesi gerekiyor diye varsayalım. Kartları tekrar dağıttığımızda tamamen aynı dağıtmamız mümkün mü? Neredeyse imkansız. Peki tüm seri yanlış bile olsa arada belli yerlerdekilerin aynı gelmesi mmükün mü? Elbette. Aynı şekilde evrenin Big Bang'den başlayarak herşeyin tamamen aynı olması mümkün mü? Neredeyse imkansız. Peki bu birşey ifade ediyor mu? Hayır. Tanrının varlığıyla ilgili en ufak bir katkısı var mı? Hayır. Önemli olan herşeyin değil bazı gerekli şeylerin olmalı. Penrose'un hesabı ise herşeyle ilgili. Bu nedenle bu tartışma açısından anlamsız.

murats: "son bölümde nasıl bir eleştiri göremedin çok ilginç geldi bana özetle dedimki bir bulguya ulaşılmış bu bulgu için yaratılış çıkarımı yapılmış bulgunun belli özellikleri verilmiş sende diyosunki bunun gibi daha en az bir örnek daha bulmalıyızki istatistiği olsun doğruluk teyidi olsun bende sana diyorumki bilimde elde olan bulgular değerlendirlir karşıt bulgu olursa ne ala ben gonzalezin söylediklerini tekrar etmedim."

Ben bu bulguların Gonzalez'in yaptığı çıkarımı yapmakta kullanılmasının hem bilimsel hem mantıksal hem de felsefi açıdan bir hezayan olduğunu söylüyorum ve bunu yazımda açıkladım. Böyle bir bulgu var doğrudur. Ama bu bulgudan yola çıkarken kullanılan mantık, izlenen yol yanlış diyorum. Bu nedenle varılan sonuç da hatalı. Sence bu önemli değil mi? Yani ortada bir bulfu ve gözlem var. Tamam doğru. Ama bu bulgunun yanlış veya doğru değerlendirilmesinin hiçbir önemi yok mu sence? Yani başka biri çıkıp o bulguyu farklı bir şekilde değerlendirip tamamen farklı bir sonuca varınca ne olacak? Hangisinin doğru olduğuna nasıl karar verilecek? İzlenen yol ve eldeki veriler değerlendirilmeyecek mi? Benim söylediğim şey Gonzalez'in eldeki verileri kullanışının, izlediği yolun ve dolayısıyla da ulaştığı sonucun hatalı olduğunu söylüyorum.

murats: "sende carl sagan gibisin oda yaşadığımız evrenle alakalı şöyle diyordu:eğer milyarlarca kere milyarlarca evren olsaydı o zmana içinde bulunduğumuz evren benzeri bir evren ortaya çıkabilirdi sende galaktik yaşanabilirlik kuşağı üzerinde milyarlarca yıldız var böyle bir gezegen oralardada çıkabilirdi diyosun ikinizde elde olan bulguyu ne pahasına olursa olsun kabul etmeyip temenni ediyorsunuz"

Hangi bulguyu kabul etmiyorum? Tam tersine Gonzalez bilmediği yerler hakkında yorum yapıyor. Sadece Güneş sistemine bakarak (uydu ile yıldızın aynı boyutta gözükmesi konusunda) tüm evren hakkında sonuca varıyor. Ben hangi bulduguyu kabul etmiyormuşum çok merak ettim. Zahmet olmazsa bir söyle de öğreneyim.

Bu arada durmadan Davies lafı geçiyor. Zahmet olacak ama adamın argümanlarını ortaya koy da ona göre konuşalım (Son kitabı elimde var ama henüz okuma fırsatım olmadı). Şunu da hatırlatayım. Davies açık şekilde akıllı tasarıma karşı olduğunu belirtmektedir.

Adsız said...

davinci
bulguya dayanarak yapılan çıkarımı kabul etmiyorsunuz kabul etmeyebilirsiniz ama hezeyan diyemezsiniz bence,elde olan bulgu yorumlanır bir çıkarım yapılır, tamam bende anladım siz çıkarımı kabul etmiyorsunuz ama argümanınıza göre evrenin en azından belli bir kısmı daha kontrol edilmeli çünkü yaşanabilirlik alanı üzerinde daha çok gezegen var yani aslında siz bir nevi argümanlarınızı bilinmeyenlere atfediyorsunuz bende diyorumki elde olan bulgu bu bu bulgu çürütülene kadar bu şekilde kalır sizin çıkarımınız biraz felsefi kalıyor burda...


bu arada paul davies in akıllı tasarımı desteklemediğini bende biliyorum davies le ilgili argüman oluşturmaya uğraşamayacağım maalesef ilk olarak bir önceki mesajımda değindiğim daviesi işine geldiği gibi kullanmakla alakalı bir link vereyim

http://www.marksist.com/AI/turkce_basima_onsoz.htm

birde daviesden kısa bir cümlenin yer aldığı link

http://www.evreninyaratilisi.com/html/bilimadam_nediyor.html

murats

Da Vinci said...

murats,

Neden hezayan diyemem? Mesela ben "Güneş sisteminde akıllı canlı sadece Dünya'da var başka hiçbir gezegende yok, o zaman evrende de sadece Dünya'da akıllı canlılar vardır" desem bu hezayan yani saçmalık olmaz mı? Birşey saçmaysa buna saçma demek gerekir. Yukarda dediğime dikkat et. "Akıllı canlılar sadece Dünya'da vardır" diyen birine saçmalıyor demem ama "Güneş sisteminde sadece Dünya'da var o zaman tüm evrende de sadece Dünya'da var" diyen kişi saçmalıyordur çünkü çok basit mantıksal bir hata yapıyordur. Gonzalez'in Ay ve Güneş'in görünür büyüklüklerinin aynı olması konusunda yaptığı şey tam da bu işte. Sadece Güneş sistemindeki gezegenleri ve uydularını inceleyerek tüm evren hakkında sonuca varıyor. Bu yukarda verdiğim örnekteki gibi saçmalamaktır.

Yorum Gönder

Yorumunuzun yazının konusuyla ilgili olmasına dikkat ediniz. Küfür içeren yorumlar ve spam amaçlı yorumlar tespit edildiklerinde silinecektir.

yasal uyarı / legal notice

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial 3.0 Unported License.

Bu blog (Bilim-Felsefe-Din) Creative Commons by-nc lisansı ile korunmaktadır. Bu lisansa sahip eseri kopyalayabilir ve üzerinde değişiklik yapıp yenisini üretebilirsiniz. Sağlanması gereken iki şart var. İlki, eserin tüm kopyalarında eserin ilk sahibinin belirtilmesi. İkincisi, eserin hiçbir kopyası ya da eserden üretilmiş yeni eserlerin hiçbirisinin ticari ortamda kullanılmaması.
Site Meter

blogger templates