17.2.08

İmtiyazlı Gezegen ve Tasarımcı Hezeyanlar

Akıllı tasarım, yaratılışçılık ve evrimle ilgili tartışmalarla ilgilendiyseniz çok büyük olasılıkla Mustafa Ajlan Abudak'ı tanıyorsunuzdur. Kendisinin akıllı tasarımla ilgili bir blogu var [Akıllı Tasarım]. Geçenlerde bu blogda İmtiyazlı Gezegen Modern Dogmaya Karşı başlıklı bir yazı yayımladı. Abudak'ın birçok yazısı gibi bu da birçok olgusal yanlış, çarpıtma, mantıksal hata ve daha da kötüsü ezilmiş edebiyatı (bkz. darwinist-materyalist canavarlar tarafından ezilen gururlu akıllı tasarımcılar) ile dolu. Bu yazımda bunlara değineceğim.

Abudak'ın yazısı şöyle başlıyor:

Geçtiğimiz yıl militarist materyalistleri son derece rahatsız eden bir çalışmanın sahibi bilim adamı G.Gonzalez IOWA State Üniversitesindeki işinden kovuldu. Suçu “İmtiyazlı Gezegen Dünya” (The Privileged Planet: How Our Place in the Cosmos is Designed for Discovery) adlı kitap ve belgesel ile evrenin ve içersindeki hayatın tasarlanmış olduğu iddiasına bilimsel bir perspektif getirmesi idi.

Yukarda bahsetmiş olduğum ezilmiş edebiyatını farketmişsiniz heralde. Zavallı G. Gonzalez, "militarist materyalistleri" çok kızdırdığı için görevinden "kovulmuş". Bu olayları takip etmemiş birinin buna inanması oldukça muhtemel ama ABD'deki akıllı tasarım çılgınlığını takip eden ve neler olup bittiğini bilen biri buna sadece güler. Ortada kovulma veya üniversiteden atılma gibi bir durum yok. Guillermo Gonzalez, Iowa State Üniversitesinde assistant professor olarak çalışıyordu. Assistant professor, ABD'deki üniversitelerdeki giriş seviyesidir. Doktorasını tamamlamış akademisyenler doktora sonrası araştırmalarını ve çalışmalarını tamamladıktan sonra üniversitelerde assistant professor olarak ders vermeye başlarlar. Dr. Guillermo Gonzalez de Iowa State Üniversitesinde assistant professor olarak çalışıyordu. Yani Türkiye'deki doktorasını tamamlamış ve yardımcı doçent olarak atanmış birinin üniversitede Yrd. Doç. ünvanı ile çalışmaya başlaması ve ders vermeye başlamasıyla aynı şey diyebiliriz. Türkiye'deki Yardımcı (Balbazar'ın uyarısıyla düzeltilmiştir) doçentliğin ABD'deki karşılığı ise associate professor. Associate professor olabilemek için tenure alınması gerekiyor. Bunun da her üniversite için farklı kriterleri var. Geçen yıl G. Gonzalez'in tenure başvurusu reddedildi. Akıllı Tasarımcıların çıkardığı yaygara üzerine üniversiteden yapılan açıklamada, Gonzalez'in gerekli kriterleri sağlamadığı için başvurusunun reddedildiği belirtiliyordu. Peki bu çok garip birşey mi? Yani normalde her assistant professor tenure alarak associate professor olur mu? Yine aynı açıklamada belirtildiği üzere Iowa State Üniversitesinin Fizik ve Astronomi departmanında son 10 yılda, 12 tenure adayından 4 tanesi reddedilmiş. Yani Gonzalez ne ilk ne de son. Olay aslında, akıllı tasarım sevdalılarının ezilmiş edebiyatı yapmasından başka birşey değil.

Kitabı okumadım ama belgeselde (belgeselin tamamını buradan izleyebilirsiniz) evrenin veya canlılığın tasarlanmış olduğuyla ilgili birşey yok. Abudak ya hayal görüyor ya da okuyucuları olmayan şeylere inandırmaya çalışıyor. Zaten Gonzalez canlılığın tasarlanmış olduğunu iddia edebilecek yetkinliğe veya uzmanlığa sahip biri değil, kaldı ki belgeselde de bununla ilgili birşey yok. Ayrıca okuduğum makalelerinde de bu tip argümanlar yok. Belgesel ve makalelerindeki temel argüman Güneş'in, Samanyolu Galaksisi içinde bulunduğu yerin, Dünya'nın Güneş Sistemi içindeki yerinin ve gezegen olarak fiziksel özelliklerinin oksijenli solumun yapan çok hücreli kompleks canlıların veya daha da özel olarak hayvanların yaşamasına olanak sağlamasının bir tasarıma işaret ettiği. Ayrıca Dünya'nın ve Ay'ın yapı ve konumlarının bilimsel gözlem, araştırma ve keşif yapmaya olanak sağlıyor olmasını da tasarımın bir göstergesi olarak sunuyor. Belgesel de özellikle bunların tesadüfen olmasının olasılıksal olarak çok düşük olduğu belirtiliyor. Kabaca da olsa belgeseldeki temel argümanlar bunlardı. Belgeselde ne olup ne olmadığına yazının ilerleyen bölümlerinde değineceğim. Onun için şimdilik burada kesip Abudak'ın söylediklerini incelemeye devam edelim.

Kitabın iki yazarından biri, (yazıldığı tarih itibariyle) Iowa State Üniversitesi‘nden astronomi profesörü Guillermo Gonzalez, diğeri ise felsefe ve teoloji alanlarında doktorası bulunan Jay W. Richards.

Hiç önemli değil ama yukarda uzun uzun anlattığım gibi G. Gonzalez profesör değil. Türkiye'de henüz Yrd. Doç. olmamış biri ile aynı akademik kademede bulunuyor. ABD'deki üniversitelerde bu kişilerin assistant professor olarak adlandırılıyor olması Gonzalez'i astronomi profesörü yapmaz. Aslında bu çok önemli değil --asıl önemli olan kişinin iddia ettikleri ve bu iddiaları destekleyen verilerdir-- ama konuyu bilmeyenler "koskoca profesörü akıllı tasarımı destekliyor diye üniversiteden atıyorlar" gibi yanlış bir düşünceye kapılabilir. Bu yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için bunu belirtme gereği duydum. Mesela akıllı tasarımın en önemli 2-3 adamından biri olan Michael Behe'nin karşısına --10 yılı aşkın süredir AT'yi desteklemesine rağmen-- akademik anlamda herhangi bir zorluk çıkmadı.

Belgeselle aynı adı taşıyan kitabın iki yazarından bir diğeri ise felsefe ve teoloji doktorası olan Jay Richards. Bu işte bir gariplik yok mu sizce? Yani tamamen bilimsel verilere dayanarak bir kitap yazıyorsunuz ama yanınıza bir teolog alıyorsunuz. Neden? Çünkü bilimsel verileri teolojik temelde yorumlamayı tercih ediyorsunuz. Elde ettiğiniz sonuçların teolojik açıklamaları olduğunu düşünüyorsunuz. Hem de çok kötü ve zayıf bilimsel ve mantıksal gerekçelerle. Bunlara yazının ilerki bölümlerinde değineceğim.

Bu arada Abudak'ın yazısına daha sonradan eklediği birşeye daha değinmek istiyorum. Abudak, Gonzalez'in akademik kaydını göstermek için şöyle diyor:

2001 (o meşhur üniversiteye giriş tarihi) - 2007 arası 68 onaylanmış peer-reviewed makale (Bu Iowa State Uni. istediği tenure gerekliliğini yüzde 350 oranında alaşağı etmiş demektir) ve diğer astro fizik yayınlarında çalışmaları 144 kere alıntı olarak kullanılmıştır.

Burada belirtilen 68 peer-reviewed makale tamamen uydurma. Bununla ilgili kendisi uyardım. İlgili kaynakları gösterdim ama kendisi yanlışta ısrar etmeyi tercih etti. Bu da kendisinin dürüstlükten uzak olduğunu gösterir benim için. Yani ortada bariz bir yanlış varsa, bunu kabullenip hatanızı düzeltmeniz gerekir. Doğruluğu ve dürüstlüğü önemseyen birisinin böyle yapması gerekir diye düşünüyorum.

Gonzalez'in tüm çalışmalarının bir listesi Discovery Institute (yani Akıllı Tasarım hareketinin resmi merkezi) tarafından yayımlandı. Bu listeye baktığınızda Gonzalez'in, 2001-2007 arasında değil hayatı boyunca 68 adet peer-reviewed makalesinin yayımlandığını görürsünüz. 2001-2007 arasında ise bu sayı 20 civarında gözüküyor (daha ayrıntılı bilgi için buraya bakabilirsiniz). Bu hatasını Abudak'a birkaç kere göstermeme rağmen yanlışta ısrar etti ve bunu bir de yazısına ekledi. Aslında hiç önemli bir konu değil, makale sayısının lafının bile edilmemesi lazım ama bunlar insanları etkilemek için kullanıldığı için ben de yanlışları gösterme ve cevap verme gereği duydum.

Abudak, tasarımın varlığının bilimsel olarak ortaya koyulduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

[...] Kitap Dünya’nın, evrende gerçektende Kopernik öncesinde de inanıldığı gibi evrenin merkezi olmasada, evrendeki ve Samayolundaki yerinin gerçekten “özel tasarlanmış” olduğunu bilimsel olarak ortaya koyuyor.

Belgeselde ve Gonzalez'in makalelerinde Samanyolu'nun evrendeki özel yerinden falan bahsedilmiyor. Kitapta da böyle bir argüman olduğunu sanmıyorum çünkü internette kitapla ilgili okuduğum yazıların hiçbirinde böyle birşeyden bahsedilmiyor. Evrenin insan aklına sığmayacak devasa büyüklüğü gözönüne alındığında bir galaksinin nerede olduğunun yaşamın veya kompleks yaşamın oluşmasıyla bir ilgisi olmadığı anlaşılabilir. Belgeselde, Güneş'in Samanyolu galaksisindeki ve Dünya'nın Güneş Sistemi içindeki yerlerinin kompleks yaşamın ortaya çıkabilmesini sağladığını söylüyorlar. Kompleks yaşamla kastedilenin de özellikle oksijenli solunum yapabilen çok hücreli hayvanlar olduğu belirtiliyor. Çünkü asıl iddia edilen şey Dünya'nın, üstünde yaşan canlılara evreni gözlemleyebilmesine, araştırma ve keşif yapabilme olanağı sağlamasının bir tasarıma işaret ettiğidir. Yani Gonzalez aslında, evreni gözlemleyebilecek, araştırabilecek ve keşifler yapabilecek düzeyde zekaya sahip canlıların (yani insanların), bu gözlem ve araştırmalara olanak tanıyan bir gezegende (yani Dünya'da) bulunuyor olmasının tasarımın bir işareti olduğunu iddia ediyor. Evrende veya Samanyolu'nun başka bir yerinde yaşamın (zeki canlıların değil genel anlamda canlılığın) oluşmasıyla ilgili bir iddiada bulunmuyor. Sadece insan gibi zeki bir canlının bu zekasını kullanarak evreni gözlemleme ve araştırma olanığı olan bir gezegende yaşıyor olmasının çok düşük bir olasığı olduğunu ve bu nedenle bunun bir tasarıma işaret ettiğini söylüyor. Basit canlı yapılarının çok farklı ve zorlu koşullarda ortaya çıkmasının mümkün olduğunu kabul ediyor. Bunun için Dünya benzeri bir ortama gerek olmadığını kabul ediyor.

Gonzalez'i asıl etkileyen olay Hindistan'da 1999 yılında gözlemlediği Güneş tutulması. Eski çağlarda Güneş tutulmasından korkarak üstün bir gücün bunda parmağı olduğunu sanan ilkel insanların durumuyla bir anlamda benzerlik var gibi gözüküyor. Elbette Gonzalez, olaya onlar gibi safca ve bilgisizce yaklaşmıyor ama yine de üstün bir güce inanmaya sevk eden temel etmen aynı olduğu için bu benzerliği belirtme gereği duydum. Bakalım Abudak bu olayı nasıl anlatıyor:

[...] Bu şekilde bir spekturumun oluşup gözlemlenebilmesi için gerekli koşullar, son derece kesin ve ince ayarlanmış olmalıydı yoksa gözlemlenmesi imkansızdır. Eğer ayımız biraz daha büyük olsaydı, ay güneşten gelen ışığı tamamen bloke edecekti ve bu gözlemi yapmamız imkansız olacaktı. Eğer ayımız biraz daha küçük olsaydı gelen ışınım son derece kuvvetli olacak ve biz güneşin kronosferinden gelen gerçek spekturumunu gözlemleyemeyecektik. Budurum şuna işaret etmektedir ki, bu gözlemin oluşabilmesi için Ay ve Güneşin birlikte mükemmel bir eşleşme ile bu tutulmayı gerçekleştirebilmesi gereklidir. Gonzalez bununla yetinmeyerek Güneş sistemindeki 65 uydu ve gezegen içinde güneş tutulmasının bu denli mükemmel değerleri verebilecek şekilde oluşma olasılığını hesaplamıştır. Sonuç tatmin edilebileceği gibidir; bu koşullar sadece Dünyaya özgüdür.

Sizi bilmiyorum ama bu bana komik geliyor. Burada sunulan argümana dikkat edin. Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığı ve büyüklüğü sayesinde Güneş'in koronasını gözlemleyebiliyor ve bu gözlemle yeni bilgiler ediniyoruz. Bu gözlemin yapılabilmesi de bize tasarımın bir delili olarak sunuluyor. Bu argümanı nitelemek için "komik"den başka birşey bulamıyorum. Bu argümanı savunanlara şunu sormak gerekir. Peki uygun koşullar olmadığı için yapamadığımız gözlemlere ve edinemediğimiz bilgilere ne demek gerekir? Yani bazı şeyler uygun diye gözlemeyemediğimiz ve bilemediğimiz birçok şey olabilir. Sadece gözlemenebilen bazı şeylere bakarak "Vay be şuna bak, eğer şu olay olmasaydı bunu bilemezdik. Bu işte bir hikmet var." demek size akıllıca geliyor mu? Kaldı ki burada sunulan argüman doğru bile değil. Yani tam Güneş tutulması sırasında Ay ile Güneş'in aynı büyüklükte gözükmesi koronanın gözlemlenebilmesi için mutlaka gerekli değil. Eğer Ay daha büyük olsaydı veya aynı büyüklükte olup Dünya'ya daha yakın olsaydı yani Ay, Güneş'ten daha büyük gözüküyor olsaydı da korona gözlemlenebilirdi hem de bilimsel gözlem ve araştırma açısından daha iyi bilgi verecekti. Aşağıdaki resimde (resimler www.epicidiot.com sitesinden alınmıştır) böyle bir durumda Güneş tutulmasının nasıl gözükeceğini bulabilirsiniz.

(1) Görünen boyutlar eşit

(2) Ay'ın görünen boyutu daha büyük

Görüldüğü gibi eğer Ay şimdikinden daha büyük olsaydı, yine korona gözlemlenebilecekti hem de daha uzun bir süre boyunca ve daha etkin bir şekilde. Daha etkin olacaktı çünkü şimdiki duruma göre korona dışından gelen ışık daha fazla bloke edilecek ve korona ışığı daha iyi ve daha uzun süreli gözlemlenebilecekti. Ayrıca koronagraf denilen cihaz ile tam Güneş tutulmasındakine benzer durumlar yapay olarak gerçekleştirilip korona incelemeleri yapılabiliyor.

Görüldüğü gibi burada sunulan argüman hem doğru değil hem de doğru olsaydı bile tasarımı işaret etmekten çok uzak olurdu.

Bu güneş tutulması olgusu, aynı zamanda şu kutlu tesadüfe bakın ki yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan şemayıda içermektedir; yani evrenin herhangi bir yerinde bize benzeyen bir hayatın oluşması, büyük bir uydusu olan gezegen ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldızı gerektirir. Bir güneş tutulması için gerekli koşulların tümü aynı zamanda yaşamın varlığı içinde gerekli olmaktadır. Buna ek olarak bu olguları keşfetmek için, akıllı hayatında bu koşulların sağlandığı bir yerde ortaya çıkması bizlere şu sonuça iletmektedir; güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde ve en mükemmel haliyle, bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır.

Bunları görünce gülsem mi ağlasam mı karar veremedim. Abudak garip bir halüsinasyon içinde yaşıyor anlaşılan. Baksanıza bizimki gibi bir yaşamın oluşması için büyük bir uydu ve belirlenmiş mesafede bir yıldız gerekirmiş. Yani Ay daha küçük olsa Dünya'da kompleks yaşam ortaya çıkamayacak sanıyor Abudak. Bir gezegende yaşamın veya kompleks akıllı canlıların ortaya çıkabilmesi için Ay olmazsa olmaz değildir. Yani uydusu olmayan bir gezegende eğer uygun koşullar varsa canlılık ortaya çıkabilir. Bir uydunun bu konuyla hiçbir ilgisi yoktur. Abudak'ın olaylar arasında kurduğu garip bağlantılara ve vardığı absürd sonuçlara bakın. Güneş tutulması için gerekli koşulların aynı zamanda yaşamın oluşması içinde gerekli koşullar olduğu gibi akıl, mantık ve bilimsel verilerle bağdaşmayan hayali bir iddiada bulunuyor. Güneş tutulması ile yaşamın oluşmasının koşullarını hangi akla, mantığa dayanarak birbirine bağlıyor anlamak mümkün değil. Yanlış anlaşılma olmasın, bu bağlantıyı kuran Gonzalez değil. Abudak'ın en sevdiği şeylerden biri bilim adamlarının çalışmalarını kendi kafasına göre yorumlayarak onların söylemedikleri sanki onların düşünceleriymiş veya söyledikleri şeylerden direk olarak çıkarılabilen, çok bariz şekilde gözüken şeylermiş gibi aktarmaktır. Bunu yaptığını daha önce defalarca gördüm: Richard Dawkins ve Robert Shapiro bunlardan yalnızca ikisi.

Olasılık hesabının anlamsızlığı

Güneş sistemi içinde Güneş tutulmalarının en iyi gözlemlenebileceği yerin Dünya olması ve aynı zamanda kompleks yaşamın oluşmasını sağlayacak koşulların da sadece Dünya'da olması bir tesadüf müdür diye soruyor Gonzalez. Bunun cevabı o kadar basit ki bazılarının bunu göremiyor olması beni çok şaşırtıyor. Bazı durumlarda olasılık hesaplarının ne kadar anlamsız olduğunu ve bunların ne kadar yanlış sonuçlara varılmasına neden olabileceğini çok basit bir örnekle açıklayacağım.

Elimizde bir deste yani 52 tane oyun kartı var. Bunları 4 kişiye rastgele eşit sayıda dağıtıyoruz. Herkeste 13 tane kart var. Saftirik Necmi (SN), herkesin elinde hangi kartlar olduğunu bir yer not alıyor ve yanında oturan ünlü matematik profesörü Cebir Sivrizekâ (CS) ile konuşmaya başlıyor.

SN: Sayın Sivrizekâ, size olasılık konusunda bir soru sorabilir miyim?

CS: Tabiki sorabilirsiniz.

Ben: Elimizde 52 tane oyun kartı var. Bunları dağıtsak şu listedeki gibi ve aynı sırayla dağılması olasılığı nedir?

CS: Çok basit bir soru. Bir deste kağıt 52! yani 52x51x50x....x3x2x1 farklı şekilde dağıtılabilir. Yani bu şekilde dağıtılması olasılığı 1/52! olur. Hemen bilgisayarımda bunun değeri hesaplıyorum... Tamam buldum.

52!=80658175170943878571660636856403766975289505440883277824000000000000

Bu da yaklaşık olarak 8.066 × 1067 eder. Yani kartların bu şekilde dağıtılması olasılığı kabaca 10-68 olur.

SN: O zaman 5 dakika önce burada bir mucizeye tanıklık ettik.

CS: Neden? Ne oldu ki?

SN: 5 dakika önce kartları dağıttığımda size gösterdiğim dağılım ortaya çıktı. Bunun olasılığının 10-68 olduğunu söylemiştiniz. Bu bir mucize değil de nedir? Bu bir tesadüf olabilir mi?

CS: Saftirik bey kardeşim. Daha önce isminizin sizi çok iyi nitelediğini söyleyen olmuş muydu?

SN: Hayır. Neden öyle dediniz? Ne oldu ki?

CS: Bir kere olan bir olaya bakıp, o olayın olması olasığının düşüklüğüne istinaden gerçekleşen olayın bir mucize olduğu sonucuna varmak saflıktır da ondan. Mesela aynı dağılım bundan sonra bir kere daha olursa bu gerçekten de neredeyse bir mucize olur. Veya ben size bir dağılım versem ve siz deneyerek o dağılımı elde ederseniz bu da neredeyse bir mucize olarak değerlendirilebilir. Ama geçmişte olmuş bir olaya bakıp onun olasılığının küçüklüğüne istinaden olayın mucize olduğunu söyleyemezsiniz.

Buradaki olay ile Abudak'ın belirtmiş olduğu zeki canlılar Dünya'da bulunması ile Güneş-Ay arası mükemmel eşleşme --kaldı ki yukarda açıkladığım gibi bu eşleşme aslında mükemmel değil, eğer Ay biraz daha büyük olsaydı veya aynı büyüklükte olup Dünya'ya biraz daha yakın olsaydı Güneş tutulmalarındaki korona incelemelerinde daha iyi sonuç alınırdı-- hiçbir şey ifade etmez. Eğer evrende başka bir yerde zeki varlıkların oluştuğu bir gezegen bulunursa ve o gezegenin uydusu ile yıldızı Güneş-Ay eşleşmesi gibi olursa işte o zaman işin içinde başka birşey olduğunu ciddi ciddi düşünebiliriz. Tabi aynı zamanda evrendeki başka hiçbir yerde aynı eşleşmenin olmayıp sadece zeki canlıların bulunduğu gezegenler için bu durumun geçerli olması gerekir. İşte o zaman sunulan argüman çok kuvvetli olurdu. Ama elimizde sadece Dünya var ve tek bir noktadan yola çıkılarak istatistiksel değerlendirme yapılamaz. Hiçbir zaman tek bir örnek ile istatistiki bir sonuca varılamaz. Gonzalez sadece Güneş sistemindeki gezegenleri ve uyduları inceliyor ve eşleşmenin sadece Dünya için geçerli olduğunu söylüyor. Ama unutmamak gerekir ki sadece Samanyolu galaksisinde --evrende 100 milyardan fazla galaksi olduğunu da unutmayalım-- bile yaklaşık 300 milyar yıldız var. Bunlardan sadece bir tanesine bakılarak bir değerlendirme yapmak hiçbir anlam taşımaz. Bu sadece bilinmeyenler üzerine kurulu bir iddiadır. Bu argümanın doğru olması için; (1) güneş-uydu eşleşmesi olan her gezegende bu durumu gözlemleyebilecek zekaya sahip canlılar olması ve (2) güneş-uydu eşleşmesi olmayan gezegenlerin hiçbirinde zeki canlılar olmaması gerekir. Sadece Güneş sistemine bakılarak Samanyolu'ndaki 300 milyar yıldız ve diğer 100 milyar galaksinin herbirindeki 100 milyarlarca yıldız için bir sonuca varmak ne akla ne de mantığa sığar. Burada yapılan şey Güneş sistemine bakıp, zeki canlıların sadece Dünya'da olduğundan yola çıkarak tüm evrende sadece Dünya'da zeki canlılar olduğu sonucuna varmaktan farksızdır. Tümevarımın bu kadar fütursuzca kullanılması --şunu da belirtmek lazım ki tümevarımın kullanılmasının faydalı olduğu birçok durum da vardır-- hezeyandan başka birşey değildir. Bütün (evren) içindeki inanılmaz küçük bir noktada (Güneş sisteminde) yapılan gözlemin bütün (evren) hakkında sonuç çıkarmada kullanılması insan aklına karşı yapılmış açık bir hakarettir. Bir de bunun üzerine "bu bir tesadüf olamaz" diyerek; astronomi, kozmoloji, olasılık, istatistik ve mantıksal çıkarım yöntemleri hakkında yeterli bilgisi olmayan bazı insanları etkilemeye çalışmak ise tek kelimeyle ayıptır. İnsanları bu şekilde aldatmak kabul edilebilir birşey değildir.

Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı nedir?

(Resim Chandra X-ray Observatory sitesinden alınmıştır.
Büyütmek için resme tıklayın.)

Abudak daha sonra Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı (Galactic Habitable Zone) konusuna giriyor. Bakalım neler demiş:

Galaksilerin tümü için tıpkı samanyolumuzda olduğu gibi yaşamın oluşması için belirli bir bölgenin imkan tanıdığı ortaya çıkarıldı. Bu galaksinin kendine özgü büyüklük ve yapısına göre farklılık gösterse de, yaşam bilinen şekliyle ancak tüm galaksilerin ancak belirli bir alanında oluşabilirdi. Science dergisinde çıkan son araştırma bulgularına görede teyit edilen bu kuşağa Galaktik Yaşanabilirlik Kuşağı (Galactic habitable zone (GHZ)) adı verildi. Yapılan son derece karmaşık hesaplamalara göre, bu kuşak tüm galaktik merkezden yaklaşık 7 ila 9 kiloparsek uzaklıkta olmalı (1 parsek = 3.26 ışık yılı 1 kiloparsek = 1000 parsek) ve içerdiği yıldızlarda 4 ila 8 milyar yaşında olmalıydı.

Bir kere şunu iyi belirlemek lazım. Buradaki konu yaşam değil kompleks yaşam yani çok hücreli ve oksijenli solunum yapan bildiğimiz anlamdaki hayvanlar kastediliyor. Gonzalez de bunu belirtiyor Abudak'ın referans aldığı Science dergisindeki makalede bu belirtiliyor. Elbette galaksiler içindeki heryerde yaşamın ortaya çıkması veya varolması mümkün değildir. Elbette belli kriterlerin sağlanması gerekir. Yani kimse herhangi bir yerde veya gezegende kompleks yaşam rahatlıkla ortaya çıkabilir demiyor.

Abudak'ın bahsettiği Science dergisindeki makale (The Galactic Habitable Zone and the Age Distribution of Complex Life in the Milky Way) sadece Samanyolu galaksisini konu alıyor. Yani Abudak'ın belirtmiş olduğu değerler sadece Samanyolu için geçerli. Peki bu değerler ne ifade ediyor? Samanyolu galaksisi içinde çok küçük bir bölüm mü yaşamın oluşmasına olanak sağlayacak özelliklere sahip? GHZ içinde çok az sayıda mı yıldız var? İlgili makalede (makalenin tam metnine buradan ulaşabilirsiniz) bu konuya da açıklık getiriliyor. GHZ'nin belirlenmesinde yıldız oluşum oranı, metallarin (astronomide hidrojen ve helyumdan daha ağır olan tüm elementler metal olarak anlandırılır) dağılımı, yıldızın yaşı ve süpernovalardan uzaklık gibi kriterler dikkat alınıyor. Metallarin dağılımı karasal gezegenlerin oluşması için gereklidir. Yıldızın yaşı ise gezegenlerde evrim sonucu kompleks yaşamın oluşması için yeterli zaman olması açısından önemli. Burada da Dünya'daki durum referans alınmış ve yaklaşık 4 milyar yılın kompleks yaşamın oluşması için yeterli olduğu düşünülerek hesaplamalar yapılmış. Süpernovaların kompleks yaşam için ölümcül olabileceği düşüncesiyle süpernovalara --her ne kadar süpernovaların yaşamı ne yönde etkileyeceği konusunda büyük belirsizlikler olduğu ifade edilse de-- olan uzaklık da bir kriter olarak hesaplamalara eklenmiş. Hesaplamalar sonucunda, Samanyolu galaksisinde şimdiye kadar oluşmuş tüm yıldızların %10'undan azının GHZ içinde olduğu sonucuna varılmış. Samanyolunda yaklaşık 300 milyar yıldız olduğunu düşünürsek GHZ içinde olanların sayısının yaklaşık 30 milyar olduğunu söylebiliriz.

Bunun yanında, kompleks yaşam yerine her türlü yaşam formu dikkat alınacak olunursan yıldızın yaşıyla ilgili kriterin devre dışı bırakılarak yapılan hesaplamalarda elde edilecek sonuçların bir önceki hesapta elde edilen %10'dan oldukça yüksek olduğu gösteriliyor ilgili makalede. Yani görüldüğü gibi Samanyolu galaksisindeki GHZ azımsanmayacak miktarda yıldız içeriyor. Yani veriler bize Güneş'in yaşama olanak sağlama açısından sıradan olmasa bile ayrıcalıklı veya ihtiyazlı da olmadığını gösteriyor. Tabi eğer %10 gibi bir bölümün tamamı imtiyazlı olarak değerlendirilecekse Güneş de bu 30 milyar yıldızla --diğer 100 milyar galaksiyi hiç hesaba katmıyoruz bile-- birlikte imtiyazlı olacaktır.

Gonzalez Dünyamızın bulunduğu yerin, aslında Samanyolu GHZ’si için bile özel bir konumu olduğunu ortaya çıkarmıştır. Güneşimiz, Segitarius ve Persius kollarının arasında, Orion kolunda Galaksimizin dış disklerinden birinde bulunmaktadır. Böylelikle hem sürekli süpernovaların ve yeni yıldızların oluştuğu sprial merkezden uzak ( Bu lokasyon hayatın oluşması için kritik bir zorunluluktur) hemde evrenin diğer kısımlarının bilimsel keşfi için zorunlu olarak olması gerektiği şekilde tamda olması gerektiği yerdedir. Düz bir yapısı olan galaksimizde eğer GHz nin iç kısımlarında olsaydık hayat oluşmayacağı gibi oluşsada gaz ev toz bulutundan başka gözlemleyebileceğimiz birşeyimiz yani temiz bir evren görüntümüz olmayacaktı. Bu konumda olmasaydık, ne hayat var olabilirdi, nede biz akıllı varlıklar olarak evrende bilimsel gözlem yapabilirdik. Sanki evreni keşfetmemiz için konumlandırılmış gibiyiz. Bu yanılsamadan öte apaçık bilimsel bir gerçektir.

Abudak resmen Gonzalez'in çalışmasını çarpıtıyor. Gonzalez her zaman kompleks yaşamdan bahsediyor ve özellikle oksijenli solunum yapan çok hücreli hayvanlardan bahsettiğini belirtiyor ama Abudak devamlı olarak "hayat" ve "yaşam" gibi kelimeler kullanarak asıl önemli noktayı gözlerden kaçırmaya çalışıyor gibi gözüküyor. Bu konumda olmasaydık hayat olamazdı lafı tamamen yanlış. Gonzalez'in kendisi zaten GHZ kavramını ortaya koyarken kompleks yaşam için uygun yerleri tanımlıyor. Yukarda açıkladığım gibi GHZ ufak bir bölüm de değil. Samanyolu'ndaki yıldızların yaklaşık %10'u bu bölgede. Buna ek olarak Gonzalez'in ortaya attığı bir kriter daha var. Güneş sisteminin galaktik merkez etrafında dönüşünün spiral kollarla uyumlu olduğunu ve bu sayede süpernovalardan korunduğunu söylüyor. Gonzalez'e göre Samanyolu galaksisindeki yıldızların sadece %5'i böyle bir özelliğe sahip. Bunun da doğru olduğunu kabul edersek GHZ'deki 30 milyar yıldızın %5'i olan 1.5 milyar yıldız Gonzalez'in kompleks canlılar için belirlediği yaşanabilirlik kriterleri içinde oluyor. Yani bu konumda olmasaydık yaşamın olmayacağı iddiası tamamen geçersizdir. Kaldı ki bir de Samanyolu dışındaki 100 milyar galaksiyi de hesaba katarsak bu iddianın ne kadar absürd olduğunu daha rahat görebiliriz.

Evreni keşfetmemizi sağlayacak şekilde konumlandırıldığımız iddiası üzücü bir hezeyandan başka birşey değil bana göre. Tamamen öznel bir yaklaşımın ürünü. Neyi gözlemleyemediğimizi bilemediğimize göre gözlemleyebildiklerimize bakarak böyle bir sonuca varmak anlamsızdır. Şimdiki yerimizin keşfetmemize olanak sağlamadığı bazı şeyleri belki başka bir yerde olsak keşfedebilecektik ve o zaman da yine aynı tip insanlar, yine aynı mantıkla orada keşfedebildiklerimizi göstererek orada olmamızın keşif yapabilmemize olanak sağlamasını özel bir gücün bize bahşettiği bir imtiyaza, ayrıcalığa bağlayacaklardı. Yani bu argüman objektif gerçeklere değil subjektif yargılara dayanmakta ve heryerde tasarım işaretleri arayan (aynı Kuran'da mucize avına çıkanlar gibi) kişilerin bir anlamda kendilerini tatmin etmek için ortaya attıkları temelsiz bir argümandır. Bir de buna kalkıp "bilimsel bir gerçektir" demek hezeyan değildir de nedir?

Böylelikle G. Gozalez ve Jay W. Richards teorileri bilim çevrelerinde resmen kabul görmüş ve hala üzerlerinde çalışmalar yürütülmektedir.

Hangi teoriden bahsediyor çok merak ediyorum. Hangi teori bilimsel çevrelerde resmen kabul görmüş? Dünya'nın yerinin ve özelliklerinin, insanların yaşamasına ve bilimsel gözlem ve keşif yapmasını sağlayacak şekilde tasarlandığı teorisi mi kabul görmüş? Bu bir sanrı (halüsinasyon) değildir de nedir? Pes doğrusu.

Aslında belgeselde bahsi geçen diğer konulara da değinmeyi düşünüyordum ama yazı çok uzadı ve çok zamanımı aldı. Sanırım en iyisi burada kesmek olacak. Diğer konulara da belki ilerde başka bir yazımda değinirim.

9 Comments:

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Sayın Da Vinci

Çok uğraşmış teşekkür ederim :).Guillermo Gonzalez'in çalışmalarında ortaya koyduğu şeylere sadece ''kendince'' cevap vermiş kanımca kendi avuntularını ortaya koymuş.Gonzalez'in çalışmaları AT'ye girinceye kadar Astro-Fizikçiler arasında son derece geniş kabul gördü.Nedense AT 'ye girdikten sonra tüh kaka oldu G.Gonzalez. Schlolardan bu ''önemsiz yardımçı doçentin'' hemen hemen tüm çalışmalarını bulabilirsiniz.Sayılar...sayılar makaleller .Bununla yetinmeyenler içinG.Gonzalez'in akademik çalışmalarına SAO/NASA Astrophysics Data System (ADS) 'den çalışmalarına ulaşılabilir.

Ezik edebiyatı girişinize cevabendaha öncede başka bir materyaliste yazdığım şu cevabı yenileyeyim. AT girdikten sonra Gonzalez'in çalışmalarının ''diğer akamemisyenlerce'' var olan yoğun baskından ötürü daha az refere edilmesi daha az incelenmesidir.Ayrıca çalışmalarının peer-review olma olasılığı AT çalışmalarına ne kadar gönderimde bulunmadığına bağlıdır.ABD de yada Dünya'nın her hangi bir yerinde kimse Akademik Dünyada materyalist-ateist bir sansür mekanizması yok diyemez. Bunu diyebilecek kadar aşırı uçtaysanız yorumlarla fikir alış verişi yapmamız son derece manasız olmakta. Zaten üslubunuzdaki alaycı yaklaşım Gonzalez'in çalışmalarında ki bilimsel verilerin genel kabul edilirliğinin tartışılmamasından.Siz sadece benim ''yorumlarım'' zannetiğiniz kısma saldırı yapmaktan öteye gidemiyorsunuz.

Şimdi ilk olarak Galactic Habitable Zone ile ilgili çok küçük bir bilgi verelim ;

Galaxy in which it has been hypothesized that conditions are best suited to the development and survival of life as we know it. The GHZ was first proposed in 1991 by Guillermo Gonzalez of Iowa State University and Donald Brownlee and Peter Ward of Washington University, and has subsequently been endorsed by a number of other researchers, including Charles Lineweaver. Outside the galactic habitable zone (GHZ), the theory goes, various factors make the existence of complex (multicellular) life difficult if not impossible. The current GHZ is said to extend from 7 to 9 kiloparsecs (23,000 to 29,000 light-years) from the galactic center, is widening with time, and is composed of stars that formed between 4 and 8 billion years ago. The GHZ is analogous to the much more well established concept of the habitable zone of a star.
According to the GHZ hypothesis, the width of the GHZ is controlled by two factors. The inner (closest to the center of the galaxy) limit is set by threats to complex life: nearby transient sources of ionizing radiation, including supernovae and gamma ray bursters, and comet impacts. Such threats tend to increase close to the galactic center. The outer limit is imposed by galactic chemical evolution, specifically the abundance of heavier elements, such as carbon.

Sanırım burda sadece ''Samanyolun'dan'' bahsedilmiyor...

Ayrıca Gonzalezin GHZ çalışması 1991'den bu yana International Journal of Astrobiology gibi bu konuda en yetkin kurumların yayınlarında hala popülerliği korumakta.Bunlardan Cambridge kaynaklı metnide dileyen inceleyebilir.

Tenure olayında heyeyanın kimin tarafından ortaya konduğunu bizde istatisliki veri ile ortaya koyalım .Bir bilim adamının önü sadece AT destekçisi olduğu için nasıl kesiliyormuş bir bakalım, edebiyatıda başkalarına bırakalım;

''Gonzalez's failure to obtain research funding has been cited as a factor in the decision. "Essentially, he had no research funding," said Eli Rosenberg, chairman of Gonzalez's department. "That's one of the issues."[22] According to the Des Moines Register, "Iowa State has sponsored $22,661 in outside grant money for Gonzalez since July 2001, records show. In that same time period, Gonzalez's peers in physics and astronomy secured an average of $1.3 million by the time they were granted tenure."On February 7th, 2008, his appeal to the Board of Regents was denied'' kaynak İlgili Wiki maddesi...


Spectrum ve Güneş Tutulması ile alakalı animasyon bile yapma zahmetine girmiş Sayın DaVinci teşekürederiz. Bu konuda durum Dünyaya özgü olarak kısaca şöyle;

''Gajendra Pandey and N. Kameswara Rao are working with UT Austin's David Lambert on the origin and evolution of stars deficient in hydrogen. They are investigating the possibility of an evolutionary connection between such stars and normal stars and also testing the proposed scenarios for the formation of these enigmatic stars by estimating their chemical composition. Jagdev Singh visited the Kitt Peak National Observatory in Arizona in 1984 to work with W.C. Livinston and J. Harvey on solar physics. They analyzed the excellent coronal spectra obtained during the total solar eclipse of 1983 at Tanjung Kodok, Indonesia, to study the flow of plasma in the polar regions of the corona to understand the heating processes in the solar corona. The team also found that it is possible to study the variation of the sun's rotation rate with time. (The sun does not rotate like a rigid body; it rotates faster at the equator and slower at the poles.''

Gonzalez yukarıdaki veriye ne eklemişti ; Tam tutulma anında, gelen ışık spekturumu, ancak dünyada görülebilen şekliyle güneşimizin kronosferinin tam bir spekturumuydu. (İçinde heliumu barındıran foton skalası ile birlikte. Buradan yola çıkarakta şu mantıksal sonuça varıyordu;Bu güneş tutulması olgusu, aynı zamanda ''şu kutlu tesadüfe'' bakın ki yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan birkaç şemayıda içermektedir; yani evrenin herhangi bir yerinde ''bize benzeyen'' karbon temelli akıllı bir hayatın oluşması , büyük bir uydusu olan gezegen ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldızı gerektirir. Bir güneş tutulması için gerekli koşulların tümü, aynı zamanda akıllı yaşamın varlığı içinde gerekli olmaktadır. Kısaca güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde ve en mükemmel haliyle , bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır.

Sayın Da Vinci'nin de sonda belittiği gibi onun yazısınada cevap yazmak uzun alacak. Zaten kendisini çok ciddiye almak olur, sanırım bunada gerek yok.Son olarak Da Vinci bey'in algısıyla kendi algım arasındaki farkı açıkça ortaya koymak için gene çok büyük bir bilimadamın yürekten katıldığım metnini buraya koyuyorum.İngiliz bilim adamı Robert Boyle şöyle demektedir;

Epikürcüler gibi sonsuz boşlukta tesadüfen karşılaşan atomların kendi başlarına bir dünya ve onun bütün görüngülerini oluşturabileceklerini varsaymaktan uzağım: ne de Tanrının bütün madde yığınını ve sabit hareket miktarını bir kez ortaya koyduktan sonra, evreni yapmak için başka bir şeye gerek görmediğini; maddi kısmın, kılavuzdan yoksun kendi hareketiyle kendisini düzenli bir sisteme sokabilecek yetenekte olduğunu düşünüyorum. Benim savunduğum felsefe, yalnızca cismani şeylere ulaşır ve ilk nedenlerle doğanın daha sonraki gidiş yolu arasında ayrım yaparak, maddeye hareketi gerçekten Tanrının verdiğini öğretir. Ancak, bunu başlangıçta, tasarladığı dünyayı oluşturacak madde parçalarını bu şekilde ayarlayacak biçimde, değişik hareketlerini yönlendirerek yapmış ve hareketin kurallarını ve maddi şeyler arasındaki doğa yasaları dediğimiz bu düzeni kurmuştur. Aynı felsefe, evren bir kez Tanrı tarafından yaratılıp hareketin yasaları konulduktan ve bütün bunlar Tanrının ebedi toplayıcılığıyla, genel takdiriyle bir araya getirildikten sonra, dünya görüngülerinin madde parçalarının mekanik özellikleriyle fiziksel olarak üretildiğini ve bunların birbirlerine karşı mekanik yasalara göre işlediklerini de öğretir. Boyle’a göre, “Epikür ve izleyicilerinin çoğu … Kendilerine göre dünya, niyetlenilmiş hiçbir amaç olmaksızın şans tarafından yapıldığından, şeylerin sonlarını [nihai nedenleri] dikkate almayı bırakmışlardır.” Buradaki şans anlayışı, atılan zarların sonuçlarındaki gibi som bir şans anlamına gelmeyip, -tasarımdan kanıtlamaya doğrudan karşıtlık içinde- evrenin, ve böylece doğal ve toplumsal tarihin belirlenmemiş doğasına dayanan bir akıl yürütmedir. Bu yüzden, Boyle, Epikürcü atomculuğun kendi mekanist görüşlerini oluşturmak için zorunlu olan bazı hipotezlerini benimserken, sonuna dek götürülen materyalizmi ve ateizmi reddediyordu. Tersine, Stephen Jay Gould‘un söylediği gibi, “mekanizmi ve dini, her iki tarafa da daha yüksek bir statü bahşeden tutarlı bir sistem içinde düzgünce evlendirmişti.” 1

Şimdi ortaya çıkan salt materyalist çıkmaz şudur; materyalist sürecin iddiası mutlak kesin olarak doğru bile olsa, söylemin rastlantısallık iddiası sebebiyle, maddenin ( maddeden oluşan insan kastedilmiştir) akıl özelliğinin madde var olmadığında bile onun için var olmasını gerektirir. Eğer öyle olmasa idi, madde rastlantı sonucu bile olsa, bu içsel özelliğini (potansiyelini) ortaya çıkaramazdı. Şimdi bu durumda elimizde iki önerme vardır. Ya akıl maddeden önce vardır, ya da maddenin var olması için gerekli ön koşullardan biridir…çünkü potansiyel olarak madde onu içermektedir.


Akıl potansiyel olarak madde içinde yoksa daha sonradan maddenin bilinen herhangi bir etkileşimle, olmayan şeyi çıkarması imkânsızdır. Lucretius‘un dediği gibi mekanik süreçler için hiçlikten hiçlik doğar. Çünkü potansiyelin gerçekleşmesiyle biz, geriye dönük nedensellik ilkesini gerçekleştirip bu potansiyelin canlı mekanik kanıtlarını oluşturuyoruz. Peki, bu çıkarımları yapmamız çok mu zorlama olur? Potansiyel olarak var olamayacak bir durum, daha sonradan rastlantının tüm olasılık gücünü kullanarak, aklı meydana getirmiş olabilir mi ?


Bu sorunun cevabını Da Vinci acısından biliyoruz. Ayrım en temelde burdadır. Pi filmindeki matematikçi Maximillian Cohen’in öğretmeni olan profesörün dediği gibi; insanlar dünyayı algılamak için fiziki nesnelerde bir matematiksel açılım ve bunun ortaya çıkardığı bir şeklin peşindeyken, sürekli gözlemledikleri şeylerde patikalar, desenler, kalıplar ve tasarımlar görmeye güdümlü mü ? Bu güdümün evrimsel olarak var olmasının sebebi nedir? Ya da gerçekten bu yapılar, fiziksel varlığı matematiksel dille meşrulaştıran evrensel kurallar kitabının temelleri mi?


Bu sorulara verilen yanıtlar hayatın kökenine olan algımızıda şekilendirmekte. Ben tasarımı William Paley ve R.Boyle gibi düşünenlerdenim evrende tasarımlar görüyorum Da Vinci beye göre tasarım heyezanları yada yanılsamaları. Evrenin ve Yaşamın ''evrimini'' gün be gün anlarken ''en uçlarda'' ( ateist ve fundementalist inançlar) dolaşmanın gerçeği bulma adına yapılabilecek en beyhude çabalar olduğunu düşünüyorum.Hayata dair gerçeğin uçlarda barınmadığınıda biliyorum. Dileyen buradan belgeselin torrentini indirebilir dileyende kitabını Amazon' dan temin edebilir. Böylece öğrenmeden farazi algılara sahip olunmamış olur kanaatindeyim.


Sayın Da Vinci ye çalışmalarında başarılar dilerim...


Bu yazının detaylandırılmış madde bağlantılı şekli bloğumdadır.


1.John Bellamy Foster Marx’ın Ekolojisi s.68 Epos yayınları

Da Vinci said...

Mustafa: "Guillermo Gonzalez'in çalışmalarında ortaya koyduğu şeylere sadece 'kendince' cevap vermiş kanımca kendi avuntularını ortaya koymuş."

Gonzalez'in ortaya koyduğu gözlem sonuçlarına ve bilimsel açıklamlara değil sadece bunlardan yola çıkarak yaptığı yorumlara gerekçelerini de ortaya koyarak karşı çıktım. Tabi arada senin de kendine göre yaptığın yorumlara gerekli cevapları verdim.

Mustafa: "Gonzalez'in çalışmaları AT'ye girinceye kadar Astro-Fizikçiler arasında son derece geniş kabul gördü.Nedense AT 'ye girdikten sonra tüh kaka oldu G.Gonzalez."

Tu kaka falan olduğu yok. Çalışmaları iyi hoş ama bunlardan yola çıkarak yaptığı yorumlar ve vardığı felsefi sonuçlar düpe düz saçmalık.

Mustafa: "Zaten üslubunuzdaki alaycı yaklaşım Gonzalez'in çalışmalarında ki bilimsel verilerin genel kabul edilirliğinin tartışılmamasından. Siz sadece benim 'yorumlarım' zannetiğiniz kısma saldırı yapmaktan öteye gidemiyorsunuz."

Tartışılmayan veya doğru olan birşeye neden karşı çıkayım ki? Ben bu doğrulardan yola çıkılarak yapılan yorumlardaki yanlışlara temas ediyorum. Yazım boyunca bunu iyi bir şekilde yaptığımı düşünüyorum.

Ayrıca Gonzalez her zaman için "kompleks yaşam"dan bahsediyor. Onu değiştirerek "yaşam" yaptığında bu ya senin yorumundur ya da açık açık Gonzalez'in söylediklerini çarpıtıyorsun demektir.

Mustafa: "Şimdi ilk olarak Galactic Habitable Zone ile ilgili çok küçük bir bilgi verelim ;

...

Sanırım burda sadece 'Samanyolun'dan' bahsedilmiyor..."


Benim ne dediğimi anlamamışsın sanırım. Bak şöyle demişim: "Abudak'ın bahsettiği Science dergisindeki makale (The Galactic Habitable Zone and the Age Distribution of Complex Life in the Milky Way) sadece Samanyolu galaksisini konu alıyor. Yani Abudak'ın belirtmiş olduğu değerler sadece Samanyolu için geçerli."

Senin belirtmiş olduğun değerlerin yani yıl ve uzaklık değerlerinin Samanyolu için geçerli olduğunu söylüyorum. Bunun doğru olduğu da çok açık sanırım. Ayrıca bunun dışında başka birşey de söylememişim. Senin yazında bunun net bir şekilde belirtilmediğini düşündüğüm için bunu ifade etme gereği duymuştum. Burada doğru bilgi vermediğimi mi düşünüyorsun yoksa? Sorun nedir?

Mustafa: ""Tenure olayında heyeyanın kimin tarafından ortaya konduğunu bizde istatisliki veri ile ortaya koyalım .Bir bilim adamının önü sadece AT destekçisi olduğu için nasıl kesiliyormuş bir bakalım, edebiyatıda başkalarına bırakalım;

"... According to the Des Moines Register, 'Iowa State has sponsored $22,661 in outside grant money for Gonzalez since July 2001, records show. In that same time period, Gonzalez's peers in physics and astronomy secured an average of $1.3 million by the time they were granted tenure.'On February 7th, 2008, his appeal to the Board of Regents was denied" kaynak İlgili Wiki maddesi...""


Ya Mustafa kardeşim :)) Üzgünüm ama burada fena halde çuvalladın. "Peer" kelimesinin ne anlama geldiğine bir sözlükten bak istersen. Orada söylenen şu. Gonzalez'in araştırmalarıyla 2001'den bu yana üniversiteye $22.661 getirirken, astronomi ve fizikte tenure alan "emsalleri" tenure alana kadarki dönemlerinde ortalama $1,3M getirmiş. Burada aslında Gonzalez'in maddi açıdan üniversiteye ne kadar faydasız olduğu açıkça ortaya koyulmuş. Sen ise bunu tamamen tersinden anlayıp bir de bunu kendi argümanını desteklemek için kullanmışsın. Bir de "Bir bilim adamının önü sadece AT destekçisi olduğu için nasıl kesiliyormuş bir bakalım, edebiyatıda başkalarına bırakalım" demişsin ya gerçekten de öyle bırakalım burada ne edebiyatı yapılıyor okuyanlar kendilerine göre karar versin.

Mustafa: "Spectrum ve Güneş Tutulması ile alakalı animasyon bile yapma zahmetine girmiş Sayın DaVinci teşekürederiz."

Yazımda açıkça bu animasyonu hangi siteden aldığımı bile belirtmişken böyle birşey söylemen biraz garibime gitti. Buradan yazımı tam okumadığını anlıyorum. Yazının biraz uzun olduğunun farkındayım ama bir yazıya uzun uzun cevap veriyorsanız her kelimesini dikkatlice okunması gerekir diye düşünüyorum.

Mustafa: "Buradan yola çıkarakta şu mantıksal sonuça varıyordu;Bu güneş tutulması olgusu, aynı zamanda 'şu kutlu tesadüfe' bakın ki yaşamın ortaya çıkabilmesi için gerekli olan birkaç şemayıda içermektedir; yani evrenin herhangi bir yerinde 'bize benzeyen' karbon temelli akıllı bir hayatın oluşması , büyük bir uydusu olan gezegen ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldızı gerektirir. Bir güneş tutulması için gerekli koşulların tümü, aynı zamanda akıllı yaşamın varlığı içinde gerekli olmaktadır."

Şu muhteşem tesadüfe bir bakalım. Yaşamın ortaya çıkması için büyük bir uydu ve belirlenmiş bir mesafedeki yıldız gerekiyormuş. İkisi de yanlış. Büyük bir uydu falan gererekmiyor akıllı canlıların ortaya çıkması için. Bu nasıl bir palavradır, nasıl bir sanrının ürünüdür bilmiyorum. Ayrıca büyük ne? Ay şimdikinin 0.8 katı olsaydı Dünya'da insanlar ortaya çıkmayacak mıydı? Veya 0.5 katı büyüklüğünde olsa insanlar ortaya çıkmayacak mıydı? Çıkacaktı ve Güneş tutulması "tam" olmayacaktı. Bu nasıl bir hezeyandır böyle. Ay'ın büyüklüğünün akıllı bir yaşamın ortaya çıkmasıyla ilişkilendirmek uzun zamandır karşılaştığım en saçma iddia.

Çok net bir soru. Buna dürüstçe bir yanıt vermeni bekliyorum. Eğer Ay çapı bugünkünün 0.6 veya 0.7 veya 0.8 veya 0.9 katı olsaydı Dünya'da akıllı canlılar oluşabilir miydi oluşamaz mıydı? Bu durumlarda tam Güneş tutulması olur muydu?

Mustafa: "Kısaca güneş sisteminde gözlemlenebilen en iyi güneş tutulmaları, bunu gözlemleyebilecek en iyi gözlemcilerin olduğu yerde ve en mükemmel haliyle , bilimsel keşfi ortaya çıkaracak şekilde oluşmaktadır."

Yani? Yazımdaki Olasılık hesabının anlamsızlığı başlıklı bölümü okursan bunun hiçbir anlam ifade etmediğini görürsün. Eğer başka bir yerde de akıllı canlılar bulunursa ve orada da tam tutulma oluyorsa o zaman bu iddianın bir temeli olur. Tek bir noktaya bakarak böyle absürd yorumlar yapmak hezeyandan başka birşey değildir.

Mustafa, ben de sana en içten dileklerimle çalışmalarında "başarılar" dilerim.

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Sayın Da Vinci

Cevabınızda açıkcevap verebildiğiniz hiç bir yer yok. Kendinizi ikna etme çalışmalarınız açısından uzun ve verimli bir çalışma olmuş. Bu durum süpriz de değil.Alıntı kaynaklarınıda sitemdeki cevap metninde bulabilirsiniz.Çoğunu linkledim. Bazıları hata üzerine linklenmemiş olabilir.Bulursanız söyleyin gönderelim.Şimdi üzerinde sürekli ahkam kestiğiniz bilim ve bilimadamlığı üzerinde en basit ve yalın şekilde düşünelim.Bilim adamı kimdir, öncellikli olarak ne işle meşguldür?

Bilim İnsanı kimdir en temel özellikleri nelerdir?

Kısa özetle;
Stephan Zweig, “Bilimde körlük yanılgı değil, ‘korkaklık’dır.” der. Bilim adamının korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur.

Bilim adamı;

• Evrensel düşünen kişidir,
• Objektiftir,
• Ahlaki sorumluluğu yüksek olan kişidir,
• Aydınlanmış kişidir,
• Öngörüsü yüksek olan kişidir.
. Pragmatist...?

http://www.elyadal.org/PiVOLKA/12/oguy.htm


Demek ki biliminsanın temel özellikleri buymuş.O alıntıyı neden verdiğimi anlayamamış olmanız hiçde şaşırtıcı değil:) Öncelikli olarak Gonzalez'e tenure vermemenin temel nedenini oraya indirgenecek kadar ucuz bir söylem olmasından. Demek Einstein ünlü teorilerini ortaya koyarken son derece pragmatist bir şekilde o teorinin sonuçlarından elde edilecek paraya konsantre olmalıydı.Nede olsa getirilen para bilimsel kimliğin niceliğini belirliyor değil mi? Sanırım işte o zaman ''Einstein'' olamazdı. Aslında itiraf edeyim balıklama atlayacacığınızda bildiğim için koymuştum o alıntıyı, eve gelince ve cevabınızı okuyunca küçük bir tebbesüm ettim.Geleceği gördüğümüz filan yok ama sizi az çok tanıyorum.Bu eleştiriyi yapan ID eleştirmeni Myers gibi bilimi ''sadece'' getirdiği maddi temele indirgeyen ve tamamen pragmatist bir insan olduğunuzu ortaya koymanız açısından teşekkür ederim.Sizi kendi söyleminizle bir kez daha öğrenmiş olduk. Ayrıca bilim=para yada üniversiteye sağlanan ''grant-money'' peer review getirdiği dolarlarmış... gerçi bir materyalisten beklenmeyecek bir cevap değill ama bilimi din yapmış biri için etik açıdan da iç acıcı bir durum değil...

Bakın o sözlerin sahibi bilim insanı Myers neler demiş;

http://www.evolutionnews.org/2007/05/guillermo_gonzalezs_denial_of.html

Tenure olayında burada alehte ve redde bir sürü link belge vs veririz.Sadece ilgileneler AT blogumda size verdiğim cevabın linkli halindeki yerlere girerek bile Gonzalezin bilimsel açıdan konu üzerindeki çalışmalarını ve yeterliliğini görebilirler. Bu IOWA State Harward yada Yale Berkeley ile aynı kılasmanda ise yeterli değildir tabi:) materyalist yüzlerin süslü lafların arkasındaki gerçek yüzlerini görmek isteyenler bu linki gizli e-mektuplardaki korku , hazımsızlık ,itiraf dolu mesajları mutlaka okusun.Ayrıca bunu okumakla yorumun başında başında Stephan Zweig dediği ve bilim adamının bir özelliği olan; Bilim adamının korkaklarla, ürkeklerle işi ya da saygıdan ötürü gerçeği görmemeye hakkı yoktur. Söyleminin Gonzalez tüm baskı ve dayatmalara rağmen bu riski aldığınıda öğrenebilirsiniz;

http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF


Site takipçileri için çok daha uzun ve detaylı yazmak gerekebilir ama nafile çabalara ayıracak çok zamanım yok. Birçok kez belirttiğim gibi sizin gibi misyon insanıda değilim.(ateizmin yılmaz savunucusu) Bloklanmış bir sitede kendi çıkarımlarımı paylaşmaktan öte iddiam yok. Ayrıca yukarıda verilen linkler vicdan sahibi bir insana yeterde artar.

Son olarak şunu soralım söylemi tamamen olasılıkların hesaplanamaz yaratıcı güçüne dayanan biri, konu o hesaplara gelince neden saçmalık der? Olasılık hesapları sizin için anlamsızsa, siz neden salt şansa dayanan kör olasılıklara iman ediyorsunuz?

Çok teşekkür ederim .Çalışmalarımla rahatsızlık verdiysem özür dilerim..

Da Vinci said...

Mustafa: "Cevabınızda açıkcevap verebildiğiniz hiç bir yer yok. Kendinizi ikna etme çalışmalarınız açısından uzun ve verimli bir çalışma olmuş."

Yazımda "Abudak garip bir halüsinasyon içinde yaşıyor anlaşılan." derken ne kadar haklı olduğumu gösterdiğin için teşekkürler :)

Mustafa: "Bu eleştiriyi yapan ID eleştirmeni Myers gibi bilimi 'sadece' getirdiği maddi temele indirgeyen ve tamamen pragmatist bir insan olduğunuzu ortaya koymanız açısından teşekkür ederim.Sizi kendi söyleminizle bir kez daha öğrenmiş olduk. Ayrıca bilim=para yada üniversiteye sağlanan 'grant-money' peer review getirdiği dolarlarmış... gerçi bir materyalisten beklenmeyecek bir cevap değill ama bilimi din yapmış biri için etik açıdan da iç acıcı bir durum değil..."

Ben bu kadar pişkinlik görmedim. Pes doğrusu. Helal olsun sana Mustafa. Bu kadar utanmazca davranabileceğini hiç düşünmezdim. Her geçen mesajında senin hakkındaki görüşlerim daha da olumsuz hale geliyor.

Bir kere o alıntıyı yaparak Gonzalez'in üniversiteye ne kadar faydalı (maddi açıdan) olduğunu gösterdiğini sanıyordun ama orada yazılanı yanlış anladığını ve aslında diğer tenure alanlara göre çok çok geride olduğunu görünce muhteşem bir kıvırma hareketiyle beni suçlayıp kendini haklı çıkarmaya çalışman unutulmaz bir dansöz kıvraklığına sahip olduğunu gösterdi. Bu kıvırma dansözlük literatüründeki yerini garantiye almıştır.

Anlaşılan sen tenure olayının mantığını kvrayamamışsın. Elbette üniversiteye sağlayacağı katkıya göre tenure verilir. O departmanın belli bir akademisyen kotası var ve tenure verilen kişi emekli olana kadar çalışmayı garantiliyor. Orada kendi felsefi görüşüne göre çalışacak ve üniversiteye çok az getiri sağlyacak birine neden tenure versinler? Bırak artık bu çocukça tavrı. Yazımda belirttiğim gibi ezilmiş edebiyatına hiç utanmadan devam ediyorsun ya bravo sana.

Mustafa: "Son olarak şunu soralım söylemi tamamen olasılıkların hesaplanamaz yaratıcı güçüne dayanan biri, konu o hesaplara gelince neden saçmalık der? Olasılık hesapları sizin için anlamsızsa, siz neden salt şansa dayanan kör olasılıklara iman ediyorsunuz?"

Olasılık hesabını nerede yaparsan anlamlı olduğunu nerede yaparsan anlamsız olduğunu yazımda açıkladım. Biraz kafasını çalıştıran ve temel düzeyde matematik ve mantıktan anlayan biri yaptığım açıklamayı anlayacaktır diye tahmin ediyorum. Gonzalez'in ve senin kullandığın gibi kullanmak hezeyandır. Bu konuyu yazımdaki Olasılık hesabınnı anlamsızlığı başlıklı bölümde çok net bir şekilde açıkladım. Nasıl olasdı doğru olurdu ve kuvvetli bir argüman olurdu onu da açıkladım. Oradakileri hiç yazmamışım gibi gelip burada bunları söylemen biraz komik kaçıyor. Eğer söylediklerime itirazın varsa söyle, yoksa cevabını verdiğim sorular sormayı bırak artık.

Bu arada senden dürüstçe bir cevap beklediğim bir soru sormuştum. Tekrarlıyorum. İçinde biraz dürüstlük varsa cevaplarsın. Aslında cevap çok açık ama sırf yanlışını açıkça ifade etmen için soruyorum bunu: "Çok net bir soru. Buna dürüstçe bir yanıt vermeni bekliyorum. Eğer Ay çapı bugünkünün 0.6 veya 0.7 veya 0.8 veya 0.9 katı olsaydı Dünya'da akıllı canlılar oluşabilir miydi oluşamaz mıydı? Bu durumlarda tam Güneş tutulması olur muydu?"

Mustafa: "Çok teşekkür ederim. Çalışmalarımla rahatsızlık verdiysem özür dilerim."

Ne rahatsızlığı? Sayende normalde yazmaya üşeneceğim konularda yazılar yazıyorum. Asıl benim sana teşekkür etmem lazım :)

Mustafa Ajlan ABUDAK said...

Sayın Da Vinci

Sizin seviyesizliğinize düşmeden elimden geldiğince sitem http://akillitasarim.wordpress.com/ cevabımı oldukça geniş bir şekilde verdim. (NASA'dan alıntılarla sizin gibi www.epicidiot.com dan şartlı animasyonla değil) Teker teker cevap verdim aynı özeni sizdende beklerim...sizden sadece siz materyalistlerin gerçek yüzlerini ortaya koyan ISU 'daki e-mailler hakkında detaylı bir cevap bekliyorum.Gerisi sizle polemikten öteye gitmez.

Sazanlık size mahsus bir durum değil ama siz ''resmen'' dayanamıyorsunuz. ‘’Grant money’’ kısmıyla yaptığım, sadece parasal nedenler ve kendilerince az onaylanmış makale, bilimsel kriterler gibi son derece mesnetsiz iddialarla, siz materyalistlerin tenure olayındaki yaklaşımlarının ne kadar indirgemeci olduğunu göstermektir. Zaten aşağıda verdiğim e-mailleşmelerde bu mesnetsizliği ve hazımsızlığı ISU’dakilerin kendi ağızlarından kanıtlıyor. (Siz hala itiraz edersiniz bence işte asıl pişkinlik )Bilim adamlığını para kazanmaya eşitleyen bir mantığın bilimin savunuculuğunu yapmasına örnek gösterdim.Ayrıca, siz Strawman kişiliğinizle… işte bir yanlış yakaladım deyip onu argüman olarak kullanacağınızı bilmek daha önceki tecrübelerime binaen hiçte zor olmadı..Sizin makalenizde Gonzalez’in verilerine akıllı uslu bir bilimsel cevap görebilen varsa tebrik ederim.Öyle animasyon giflerle olmuyor. Hele karşınızdaki Gonzalez gibi gerçek bir bilim adamıysa. Sizin pişkinliğinizin yanında bu küçük argüman taktiğimin esamesi okunmaz. Materyalistlerin iç yüzünün ayan beyan ortaya çıktığı ISU ‘’bilim anlayışını ortaya koyan’’ 38 sayfalık e-mailleşmelerin hesabını verin bir bakalım. Bugüne kadar ki söylemimi , materyalist ''e-mail''ler teker teker kanıtlıyor. Kimin bilimin arkasına gizlenip süslü edebiyat yaptığını da ortaya koyuyor. :)Yüreğiniz yetiyorsa okursunuz ve cevaplarsınız;

http://lamp.iowastatedaily.com/ID_EMail.PDF

Da Vinci said...

Mustafa,

Son yorumuna cevabımı İmtiyazlı Gezegen ve Tasarımcı Hezeyanlar (bölüm 2) başlıklı yazımda bulabilirsin.

Göğekin said...

"Dr. Guillermo Gonzalez de Iowa State Üniversitesinde Assistant Professor olarak çalışıyordu. Yani Türkiye'deki doktorasını tamamlamış birinin, üniversitede Dr. ünvanı ile çalışmaya başlaması ve ders vermeye başlamasıyla aynı şey diyebiliriz. Türkiye'deki Yardımcı Doçentliğin ABD'deki karşılığı ise Associate Professor. Associate Professor olabilemek için tenure alınması gerekiyor."(Da Vinci'nin yazisindan)

Hayir.

Assistant Professor = Yardimci Docent.

Associate Professor = Docent.

Göğekin said...

Yukaridaki yorumu Balbazar takma adiyla yazmak amacindaydim ama google otomatikman blog'umun adiyla yolladi.

Da Vinci said...

Selam Balbazar,

Tekrar gözden geçirdim. Dediğin doğru. Uyarın için sağol. Ufak bir yanlış anlama nedeniyle böyle bir hata yapmışım. Akşama yazımda gerekli değişikliği yapacağım. Uyarın için tekrar teşekkürler.

Yorum Gönder

Yorumunuzun yazının konusuyla ilgili olmasına dikkat ediniz. Küfür içeren yorumlar ve spam amaçlı yorumlar tespit edildiklerinde silinecektir.

yasal uyarı / legal notice

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial 3.0 Unported License.

Bu blog (Bilim-Felsefe-Din) Creative Commons by-nc lisansı ile korunmaktadır. Bu lisansa sahip eseri kopyalayabilir ve üzerinde değişiklik yapıp yenisini üretebilirsiniz. Sağlanması gereken iki şart var. İlki, eserin tüm kopyalarında eserin ilk sahibinin belirtilmesi. İkincisi, eserin hiçbir kopyası ya da eserden üretilmiş yeni eserlerin hiçbirisinin ticari ortamda kullanılmaması.
Site Meter

blogger templates