Birkaç gün önceki yazımda [Mustafa Akyol, Richard Dawkins ve ateizm] Mustafa Akyol'un ateizmin ne olduğunu bilmediğine değinmiştim. Akyol ateizmi, hiçbir ampirik (deneysel) kanıt olmadığı halde tanrının varolmadığını iddia etmek olarak görüyordu. Ama burada ciddi bir yanlış var. Ateizm, tanrının varolmadığı iddiasını ortaya koymaz. Tanrının varolduğunu gösteren delil olmadığını söyler. Akyol'a soralım, belki cevap verme zahmetine girer. "Zeus'un varolduğuna inanmıyorum" demek için elimizde ampirik kanıt olması gerekir mi? Yani Zeus'un varolduğuna inanmamak için varolmadığına dair deneysel kanıta ihtiyacımız mı vardır? Yoksa Zeus'un varolduğunu gösteren yeterli delil olmaması varolduğuna inanmamamız için yani "Zeus'un varolduğuna inanmıyorum" diyebilmek için yeterli midir?
TDN'deki bugünkü yazısında [Dawkins'in 'Yanılgısı' serbest olmalı] Dawkins'in Tanrı Yanılgısı kitabı hakkında yapılan şikayete değinmiş. Kitabın serbest olması gerektiğini ve kitabın sansürlenmesinin talep edilmesi yerine kitaptaki argümanlara karşı argümanlarla cevap verilmesi gerektiğini söylemiş. Akyol'un yazısında katıldığım iki bölümden biri burası diğeri de evrimin sağlam bir gerçek olduğunu söylediği bölüm. Yazının diğer kısımlarında yine ateizm ve evrim teorisi hakkındaki bilgisizliğini cömertçe sergilemiş. Kısaca bunlara değineceğim.
Akyol'un iddiasına göre Dawkins evrim teorisini kullanarak tanrının varlığını çürütmeye (aksini kanıtlamaya) çalışıyor. Bu iddia tamamen bir hayal ürünü. Mustafa Akyol tarafından üretilmiş ve Dawkins'e saldırabilmek amaçlı üretilmiş bir iddia. Dawkins'in böyle bir iddiası yok. Zaten Mustafa Akyol, Tanrı Yanılgısı'nı okuma zahmetine girmiş olsaydı bunu bilirdi. Kitabın 3. bölümünün başlığı Tanrının Varlığı Yönündeki Kanıtlar. Bu bölümde Dawkins tarih boyunca tanrının varlığı için öne sürülmüş temel argümanları tek tek ele alıyor ve bunların neden geçersiz olduğunu açıklamaya çalışıyor. Ele aldığı kanıtlar şunlar: Thoman Aquinas'ın Kanıtları, Ontolojik Kanıtlar ve Diğer Olası Kanıtlar, Güzellikten Kanıt, Keşisel Deneyimden Kanıt, Kutsal Kitaptan Kanıt, Sevilen Dindar Bilim Adamlarından Kanıt, Pascal'ın Bahsi ve Bayes Kanıtları. Kitabın 4. bölümünü ise tamamen Tasarım Argümanına ayırıyor ve derinlemesine inceliyor. Sadece canlılardaki değil evrendeki tasarım iddiasına da cevap veriyor bu bölümde. Buradan da anlaşılabileceği gibi evrim teorisi yalnızca canlılardaki tasarım argümanını yanlışlamak için kullanılıyor. Tanrının varlığına dair sunulan diğer argümanlara cevap verirken evrim teorisi tamamen ilgisiz hale geliyor. Yani Mustafa Akyol'un sunmaya çalıştığı gibi sadece evrim teorisini kullanarak tanrının varlığının çürütülmeye çalışılması gibi bir durum söz konusu değil. Evrim teorisi sadece canlıların tasarımı argümanının aslında geçersiz olduğu ve bir yanılsamadan öteye gitmediğini göstermekte kullanılıyor. Dawkins kitabının 4. bölümünü özetlerken bunu şöyle dile getiriyor:
Şu ana kadar keşfedilen en ustalıklı ve en güçlü vinç doğal seçilimli Darwinci evrimdir. Darwin ve halefleri, yaşayan varlıkların, şaşırtıcı istatistiksel ihtimalsizlikleri ve tasarım görünümleriyle, basit başlangıçlardan nasıl yavaş ve aşamalı olarak evrim geçirdiklerini gözler önüne sermiştir. Artık güvenle söyleyebiliriz ki yaşayan varlıklardaki tasarım yanılsaması yalnızca ve yalnızca; bir yanılsamadır. (s. 152)
Gördüğünüz gibi canlılardaki tasarım argümanının çürütülmesinde evrim teorisi kullanılıyor ama Akyol'un iddia ettiği gibi bir durum söz konusu değil. Tanrının varlığına dair diğer argümanların cevaplarının evrim teorisiyle bir ilgisi yok. Tüm argümanlar için sadece canlılardaki tasarımın cevaplanmasında kullanılıyor evrim teorisi.
Mustafa Akyol daha sonra kendi oluşturduğu Dawkins karikatürüne saldırmaya devam ediyor. Darwinci evrim kabul edilse bile bunun Dawkins'in ateiziminin haklı çıkarmayacağını, birçok Darwinistin (bu terim yaratılışçılar ve AT'ciler arasında çok popülerdir) tanrı inancı ile evrim teorisinin mükemmel bir şekilde uyumlu olduğunu düşündüğünü söylüyor. Sanki Dawkins "evrim teorisi doğru ise tanrı kesinlikle yoktur" demiş gibi yanlış bir izlenim vermeye çalışıyor. Evrim teorisinin doğru olması elbette tanrının varlığını savunanların en önemli kanıtlarından bir olan canlıların tasarımı argümanını çürütmüş oluyor ama Dawkins'in de kitabında değindiği ve cevaplanması gereken başka argümanlar da var. Tek başına evrim teorisine dayanarak "tanrı yoktur" sonucuna varmıyor Dawkins. "Canlıların tasarımı argümanı tanrının varlığı lehine kanıt olarak kullanılamaz" sonucuna varıyor ki bu da teistlerin en önemli kanıtlarından birini devre dışı bırakmış oluyor.
Sonuç olarak söylemek istediğim şey; Mustafa Akyol'un, ateizmin ne olduğu konusunda ve Dawkins'in görüşleri hakkında straw man argüman üretmekten başka birşey yapmadığıdır. Karşıdakinin pozisyonunu yanlış gösteriyor ve bu yanlış pozisyondan yola çıkarak ateizme ve Dawkins'e saldırıyor. Ne ateizmin ne olduğunu biliyor ne de Dawkins'in argümanlarını anlamış. Belki de ikisini de doğru bir şekilde biliyordur ama bunları yanlış ve çarpıtılmış bir şekilde aktardığı bir gerçek olarak önümüzde duruyor.
Bir de yazısının sonunda Dawkins'in Türkiye'ye davet edilmesinden ve karşılıklı tartışmadan falan bahsetmiş. Richard Dawkins'e tavsiyem böyle birşeyi kesinlikle aklından bile geçirmemesidir. Aziz Nesin'in yakılarak öldürülmeye çalışıldığı, Turan Dursun'un katledildiği, İlhan Arsel'in yurt dışında yaşamak zorunda bırakıldığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bu halkın gazetelerde ve televizyonlarda "Ateist profesör tartışmaya geliyor" haberlerini görünce nasıl davranacağını tahmin etmek pek de zor olmasa gerek. Onun için bu davete verilecek en güzel yanıt Cem Yılmaz'ın söylediği gibi "Bunlar reklam kokan hareketler. Bunlara gerenk yok." olacaktır.
Güncelleme (08.12.2007, 11:30): Önemli bir noktaya değinmeyi unutmuşum. Heme konuya gireyim. Mustafa Akyol, bilim adamlarının çoğunun AT'ye karşı çıktığını ve eninde sonunda tüm doğa olaylarının doğal açıklamalarının bulanacağını düşündüklerini söylüyor. Ama bunun da bir varsayım olduğunu ve kanıtlanmış bir sonuç olmadığını söyleyerek bu yaklaşımı eleştiriyor. Buradan şunu anlıyoruz. Eğer Mustafa Akyol antik Yunan zamanında yaşasaydı ve insanların; yıldırımları Zeus'un yaptığına, denizlerdeki olayları Poseidon'un kontrol ettiğine, gökkuşağının İris'in eseri olduğuna inandığı bir dönemde, bir bilim adamının çıkıp "bu tip olaylar doğal olaylardır, bunların doğal açıklamaları vardır ve bizler bunları araştırarak bulabiliriz" dediğinde kendileri muhtemelen bu görüşe karşı çıkıp şöyle diyecekti: "Ama doğa olaylarının doğal açıklamaları olduğu bir varsayımdır, kanıtlanmış birşey değildir."
Ne kadar da bilimsel ve akılcı bir yaklaşım değil mi?
Not: Yazıyla ilgili yorumlarınızı burada yapabilirsiniz.


5 Comments:
Da Vinci Bey,
Dawkinsin kitabını daha okumadım fakat yazınızda gozume carpan bir kaç nokta var.
Demişsiniz ki: "Ateizm, tanrının varolmadığı iddiasını ortaya koymaz. Tanrının varolduğunu gösteren delil olmadığını söyler."
Fakat bu soylediğiniz agnostizm gibi geldi.
Bknz.
Russell
"Am I An Atheist Or An Agnostic?" de
sunu soyluyor;
As a philosopher, if I were speaking to a purely philosophic audience I should say that I ought to describe myself as an Agnostic, because I do not think that there is a conclusive argument by which one can prove that there is not a God.
Demişsiniz ki:Akyol'un iddiasına göre Dawkins evrim teorisini kullanarak tanrının varlığını çürütmeye (aksini kanıtlamaya) çalışıyor.
Kitabı daha okumadım fakat Kor saatcide şuna benzer bir cumle kuran Dawkins değilmiydi?
"Darwin birer tatmin olmus ateist olmamızı sağladı."
Demişsiniz ki:...eninde sonunda tüm doğa olaylarının doğal açıklamalarının bulanacağını düşündüklerini söylüyor.
M.A nın yazısının orjinaline baktım soyle diyor;
..."naturalistic explanations for all natural phenomena will be found at some point". Fair enough. But that's a presumption, not a proven conclusion.
M.A burada God of the gaps argumanından bahsediyor ve " all natural phenomena " kavramıda fiziksel, kimyasal,jeolojik, organik butun fenomenleri içine almaktadır.Bu baglamda dusunulmesi gerektiğini dusunuyorum.
Saygılar
ucxlar,
Olay tamamen tanrının tanımıyla ilgili. Yani tanrı ile ne kastedildiğiyle ilgili. Eğer tanrı derken tek tanrılı dinlerin tanrısı ifade ediliyorsa o zaman sadece "tanrının varlığına ilişkin delil yok onun için inanmıyorum" demem. Bunun yanında bir de "bu tanrının varolmadığını gösteren delil var" derim. Bu delillere de dini metinlerdeki hataları, çelişkileri ve tarihi metinlerden yapılar araklamaları gösterebilirim. Yani "eğer bugünkü haliyle Kuran senin inandığın tanrının eseriyse ben o tanrıya inanmam çünkü öyle bir tanrı olmadığı sonucuna ulaşıyorum" diyebilirim. Kısaca tanrı ile neyin ifade edildiği çok önemli. Eğer hiçbir şey belirtilmeden sadece tanrı denirse elbette onun olmadığına kanaat getirdim diyemem çünkü elimde böyle bir sonuca varmamı sağlayacak bir veri yok.
Mesela birisi "tanrı big bang'i tetikledi ama onun dışında evrene hiçbir şekilde müdahele etmedi" derse buna da karşı çıkamam. En fazla olabilir de olmayabilir de diyebilirim. Ama yine de böyle bir tanrıya ait hiçbir delil olmadığı için "yeterli delil olmadığı için inanmıyorum" demeyi tercih ederim.
Son bölüme gelirsek. Burada Akyol, bilimcilerin olayların ardında doğal nedenler, mekanizmalar aramasını ve bazı olayları doğal olmayan nedenlere bağlamamalarını eleştiriyor açıkça. Bilimsel yöntemin temeli olan metodolojik naturalizmi iyi algılayıp, hazmedememiş gibi gözüküyor. Bilimcilerin işi bu. Böyle olmayasaydı çok çok geri bir teknolojik gelişmişlik durumunda olabilirdik. Olayların ardındaki doğal nedenler ve mekanizmalar keşfedilmeye çalışılmayıp yan gelinip yatılmış olsaydı belki bugün taş devrinde takılıp kalmış olurduk. Bilim budur. Bilim elbette herşeyin ardında doğal bir neden olduğunu varsayarak olaya yaklaşır ve açıklamalar getirmeye çalışır. Öyle olmasaydı hala şimşklerin tanrılar tarafından yapıldığını sanıyor olurduk. Bilimin ne olduğunu, amacını ve nasıl işlediğini iyi anlamak lazım. Belli ki Mustafa Akyol bunu henüz anlayamamış veya anlamış da iş akıllı tasarıma gelince anlamamazlıktan gelmeyi tercih ediyor. Kim bilir.
Oncelikle bilimsel delillerin ısıgında yasa ve sansın tum fenomenlerin olusumunu gereçekleştirebileceğini mi yoksa bir bilinc mi gerekli sorusuna cevap arayan biriyim.Ayrıca sadece nasıl ve ne içierdiğini acıklamak boylece Tanrıya ihtiyac olduğunu goz ardı etmek hatalı yaklaşım gibi geliyor.Yani var olma ve kendini duzene sokma ozelliklerini madde nasıl kazandı?Ayrıca bilim naturalist acıklama sadece getiriyor diye yakınan tasarımcılar doğal olmayan nedenler var dediği zaman kalkıp bilim sadece boyledir ve naurel seylerle ugrasır demek de hatalı bir yaklaşım ...
Tanrı bana gore en basit ifadeyle
_sonsuz kudret sahibi
_her an herşeyi kusatan
_sadece ilk neden,ilk duzenleyici değil ,bu duzeni koruayan devam ettirici
_ebedi ve ezeli olandır.
Evrenimiz hassas dengeler uzerinde kurulu.Bıcak sırtında dengeleniyor hersey.Yani,kucuk değişimler herseyi alt ust ediyor.Bunu ifade eden yuzlerce parametre içeren listeler yapılıyor.(Bknz:dort temel kuvvet,evrenin genişleme hızı, elktron proton kutlesi vs.)
Varlığın kaynağı ve olusumu için tum neden sorularını cevabı fiziksel surec yapıların bir parcası olmayabilir.Yani varlığın nedeni baska bir varlık olmasını destekleyen deliller olduğunu dusunuyorum.
Elementlerin kokenini inceleyelim;
Bigbangden sonra ortada sadece hidrojen ve helyum atomları vardır.Bu hafif diye tanımladığımız elementlerden agır elementler var olmustur peki nasıl?
Gunesten buyuk dev yıldızların ( red supergiant )merkezlerinde hidrojeni füzyon tepkimeleriyle sırayla helyuma ve daha ağır elementlere donusturluyor.Burada dikkatinizi tum canlıların temelini olusturan karbona cekmek istiyorum
"Yıldızlardaki nükleer reaksiyonların çoğu, yüksek sıcaklıklarda, muazzam hızla hareket eden iki atom çekirdeğinin çarpışıp kaynaşmasıyla meydana geliyor. Fakat karbon, böyle oluşamaz." Cambridge Üniversitesi"nden astrofizikçi Fred Hoyle"un çözümü karbonun, üç helyum çekirdeğinin aynı anda çarpışmasıyla oluşmasıydı.İki helyumun rezonans yaparak olustuğu zaman baska bir helyumda 10 uzeri eksi 15 saniye içinde baska bir rezonans yapıp birleşiyor ve karbon olusuyor. Hoyle, nadiren meydana gelebilecek bu reaksiyonu artıran ve karbonun bol miktarda bulunmasını sağlayan rezonans denilen özel bir etkenin devrede olması gerektiği sonucuna vardı. Davies, "Karbonun rezonans hali, tam olarak yıldızların bol miktarda karbon üretmesine imkân veren doğru enerji düzeyinde" diyor."http://www.kesfetmekicinbak.com/atlasdan/doga/07091/
Hoylenin bu olusumu kesfettikten sonra meshur yorumu:
"
A common sense interpretation of the facts suggests that a superintendent has monkeyed with the physics, as well as chemistry and biology, and that there are no blind forces worth speaking about in nature. I do not believe that any physicist who examined the evidence could fail to draw the inference that the laws of nuclear physics have been deliberately designed with regard to the consequences they produce within stars. "http://www.geraldschroeder.com/tuning.html
Ozetle:Gerçeklerin sagduyuyla yorumu ustun bir aklın fizik kimya biyolojiyle oynadığını gosteriyor.
Nukleer fizik kanunları, yıldızların içinde gerçekleştirdikleri sonuçlara bakılırsa, bilinçli olarak düzenlenmişlerdir
Ayrıca Termodinamik yasasından bunu bir kac ornek veriyim:
Bir kutuya gaz molekülleri salıveriyorum.Bilindiği uzere gaz molekülleri bellli bir yerde toplanmak yerine bu kutunun her yerine dağılırlar.Diğer bir ifadeyle kendi baslarına (yuksek )duzen meydana getiremezler.Bilndiği gibi bunun sebebi entropidir.Gaz molekülleri kutuya dağıldıığında max entropisine ulaşır.Her turlu fiziksel sistem kendi halleridne bu en kararlı hali alırlar.
Yapılan hesaplamalarda (bknz davies) gaz moleküllerinin kendiliğinden bir yerde toplanma ihtimalinmi 10 uzeri 200 olarak ifade ediyor.Eger bu hesabı içinde belli bir gezegen ya da yıldız olusturacak sekilde gazların bir araya gelmesi için yapıldığını dusunelim ortaya adı konmamaıs rakamlar ortaya cıkar.Rastlantılarla bu gaz moleküllerinin bir araya gelip galaksiler gibi yuksek hassas duzenli sistemleri meydana getirmesi evrenin bu kısa tarihi içerisinde mumkun gozukmuyor.
Devam edecek...
Ucxlar: "Ayrıca bilim naturalist acıklama sadece getiriyor diye yakınan tasarımcılar doğal olmayan nedenler var dediği zaman kalkıp bilim sadece boyledir ve naurel seylerle ugrasır demek de hatalı bir yaklaşım ..."
Bir hipotezin bilimsel olması için test edilebilir ve yanlışlanabilir olması gerekir. Yani bir şekilde test edemediğimiz ve teorik olarak yanlışlama imkanımız olmayan bir hipotez bilimsel değildir. Bu test edebilme ve yanlışlayabilme kriterleri nedeniyle doğaüst şeyler (gerçekte varsa bile) bilimin alanı dışında kalır.
Zaten zurnanın zırt dediği yer de burası. Akıllı tasarım hareketinin temel amaçlarından biri bilimin tanımının değiştirilmesidir. Mustafa Akyol, Kansas'daki eğitim standartlarının yenilenmesiyle ilgili bir davada tanık olarak dinlenmişti. Bunu kendi blogunda da yazmıştı. Kansas'ta AT hareketi başarılı oldu eğitim standartlarında bilimin tanımını değiştirdiler ama bu durum uzun sürmedi ve yapılan yanlışltan daha sonra dönüldü.
Bilim tanımını doğaüstünü de içine alacak şekilde değiştirmeye kalkarsanız bilim yapmak artık imkansız hale gelir. Düşüncesene birisi çıkıp tanrı istediği için deprem oluyor derse ne diyeceksin? Dperemin nedenini açıkladığında "iyi de zaten bunları da tanrı yapıyor" diyebilir.
Kısaca hiçbir şekilde test edilemeyecek, teorik olarak bile olsa yanlışlanamayacak görüşlerin bilime dahil edilmesi bilimin ölümü demektir.
Ucxlar: "Tanrı bana gore en basit ifadeyle
_sonsuz kudret sahibi
_her an herşeyi kusatan
_sadece ilk neden,ilk duzenleyici değil ,bu duzeni koruayan devam ettirici
_ebedi ve ezeli olandır."
Musevi, Hristiyan veya İslam tanrısını savunmadığını görüyorum. Bak bu güzel. Özelliklere bakalım:
a. "sonsuz kudret sahibi" Delilin var mı?
b. "her an herşeyi kusatan" Delilin var mı?
c. "sadece ilk neden,ilk duzenleyici değil ,bu duzeni koruayan devam ettirici" Delilin var mı?
d. "ebedi ve ezeli olandır" Delilin var mı?
Ucxlar: "Evrenimiz hassas dengeler uzerinde kurulu.Bıcak sırtında dengeleniyor hersey.Yani,kucuk değişimler herseyi alt ust ediyor.Bunu ifade eden yuzlerce parametre içeren listeler yapılıyor.(Bknz:dort temel kuvvet,evrenin genişleme hızı, elktron proton kutlesi vs.)"
Üzgünüm ama böyle birşey yok. Parametrelerin farklı olması farklı özelliklerde evrenler ortaya çıkarır.
Ucxlar: "Bigbangden sonra ortada sadece hidrojen ve helyum atomları vardır.Bu hafif diye tanımladığımız elementlerden agır elementler var olmustur peki nasıl?"
Big Bang nucleosynthesis (BBN) ile berilyuma kadar olan (kütle numarası 7'ye) olan atomların çekirdekleri oluştu. Bu Big Bang'den 20 dakika sonrasında tamamlanmış bir işlemdir. Sıcaklık nükleer füzyon için gerekli sıcaklığın altına düştüğü için daha ağır elementler BBN ile oluşmadı. Karbon, oksijen ve diğer tüm elementler farklı mekanizmalar sonucu oluşmuştur. Bu mekinizmaların neler olduğunu merak edenler buraya bakabilir.
Ucxlar: "Burada dikkatinizi tum canlıların temelini olusturan karbona cekmek istiyorum
"Yıldızlardaki nükleer reaksiyonların çoğu, yüksek sıcaklıklarda, muazzam hızla hareket eden iki atom çekirdeğinin çarpışıp kaynaşmasıyla meydana geliyor. Fakat karbon, böyle oluşamaz." Cambridge Üniversitesi"nden astrofizikçi Fred Hoyle"un çözümü karbonun, üç helyum çekirdeğinin aynı anda çarpışmasıyla oluşmasıydı.İki helyumun rezonans yaparak olustuğu zaman baska bir helyumda 10 uzeri eksi 15 saniye içinde baska bir rezonans yapıp birleşiyor ve karbon olusuyor. Hoyle, nadiren meydana gelebilecek bu reaksiyonu artıran ve karbonun bol miktarda bulunmasını sağlayan rezonans denilen özel bir etkenin devrede olması gerektiği sonucuna vardı. Davies, "Karbonun rezonans hali, tam olarak yıldızların bol miktarda karbon üretmesine imkân veren doğru enerji düzeyinde" diyor."
Doğru enerji düzeyi lafı biraz garip kaçıyor bana göre. Evrendeki karbon atomlarının çokluğuna bakarak Fred Hoyle belli bir enerji seviyesinde (helyum-4 ve berilyum-8 ile aynı enerji seviyesinde) rezonans olması gerektiğini hipotezini ortaya atıyor ve daha sonra yapılan araştırmalarda bunun doğru olduğu ortaya çıkıyor. Olay bu. Bunu başka birşeyle ilişkilendirmek ilginç. Yüzün üzerinde element var ve hepsi bir şekilde oluşuyor. Karbon da bu şekilde oluşuyor. Buna özel bir anlam yüklemek neden? Bu seviyeler tutmuyor olsaydı evrende karbon miktarı bu kadar fazla olmayacaktı. Daha az olacaktı ama yine de olacaktı.
Ucxlar: "Hoylenin bu olusumu kesfettikten sonra meshur yorumu:
Ozetle:Gerçeklerin sagduyuyla yorumu ustun bir aklın fizik kimya biyolojiyle oynadığını gosteriyor.
Nukleer fizik kanunları, yıldızların içinde gerçekleştirdikleri sonuçlara bakılırsa, bilinçli olarak düzenlenmişlerdir"
Bunlar Fred Hoyle sıradan hezeyanlarından biri bana göre. Kendisi genişleyen evren tezine şiddetle karşı çıkan ve durağan evren modelini savunan biriydi. Hatta genişleyen evren teziyle dalga geçmek için bir keresinde "Big Bang" lafını kullanmıştır. Yıllar içinde big bang'i destekleyen çok sağlam deliller ortaya çıkmasına rağmen durağan evren modelini bazı geliştirmelerle savunmaya ve big bang'e karşı çıkmaya devam etti.
Bunun yanında Hoyle'un bir Archaeopteryx fosilinin gerçekliği konusunda garip saçmalamaları vardı.
Kısacası benim gözümde Fred Hoyle çok da güvenilir biri değil. Onun için açıkça söylemek gerekirse Fred Hoyle'un felsefi yorumlarını çok da ciddiye aldığımı söyleyemeyeceğim. Bunlar Hoyle'un yorumudur. Bilimsel çıkarım veya nesnel bir delile dayanan bilimsel bir gerçek değildir. Hoyle'un öznel yorumudur. Aynı veriye bakarak Hoyle'un aksine düşünen sayısız fizikçi vardır. Çünkü ortada nesnel bir gerçekliğe dayanan somut bir olgu yok. Hoyle'un bilimsellikle uzaktan yakından ilgisi olmayan tamamen felsefi bir çıkarımından başka birşey değil bu.
Ucxlar: "Yapılan hesaplamalarda (bknz davies) gaz moleküllerinin kendiliğinden bir yerde toplanma ihtimalinmi 10 uzeri 200 olarak ifade ediyor.Eger bu hesabı içinde belli bir gezegen ya da yıldız olusturacak sekilde gazların bir araya gelmesi için yapıldığını dusunelim ortaya adı konmamaıs rakamlar ortaya cıkar. Rastlantılarla bu gaz moleküllerinin bir araya gelip galaksiler gibi yuksek hassas duzenli sistemleri meydana getirmesi evrenin bu kısa tarihi içerisinde mumkun gozukmuyor."
Asıl tartışılan şey açısından önemli değil ama yine de belirtmek istedim. Gaz moleküllerinin bir yerde toplanması olasılığı 10^(-200)'dür gibi birşey yok. Bu tamamen gaz moleküllerinin miktarına ve toplandıkları yerin hacmiyle ilgili birşey. Yani bu değer değişkendir. Direk 10^(-200)'dür demek yanıltıcı olacaktır. Ama dediğim asıl konu açısından pek bir önemi yok onun için geçiyorum.
Burada söylediklerine bakınca galaksilerin oluşumuyla ilgili oldukça yanlış fikirlere sahip olduğunu görüyorum. Tüm evren gazla doluydu ondan sonra gazlar belli bölümlerde toplandı ve galaksiler oluştu gibi birşey yok. Yani gazlar homojen olarak evrene dağılmış haldeyken sonra bir hokus pokus ile biraraya gelmeye başlamadılar. Inflation ile oluşan ve big bang'den hemen sonra meydana gelen simetri bozukluklarının bir sonucu olarak en baştan itibaren varolan yoğun bölgelerde cluster'lar ve bunların içlerinde de galaksiler oluşmuştur. Kozmolojik Kökenler: Evren, Galaksiler ve Yıldızlar başlıklı yazımda çok bilgilendirici bir video var. Onu izlemeni tavsiye ederim. Evrenin, cluster ve galaksilerin oluşumuyla ilgili çok aydınlatıcı bir video.
Yorum Gönder
Yorumunuzun yazının konusuyla ilgili olmasına dikkat ediniz. Küfür içeren yorumlar ve spam amaçlı yorumlar tespit edildiklerinde silinecektir.