25.3.06

Mustafa Akyol ile Akıllı Tasarım ve 'Darwinizm Canavarı' üzerine

Mustafa Akyol, 4 Ocak 2006 tarihinde bir radyo kanalında Akıllı Tasarım ve Evrim başlıklı bir söyleşi programının konuğu oldu. Programın ses dosyasına buradan ulaşabilirsiniz.

Akıllı Tasarım üzerine

Mustafa Akyol’un bu programda söylediği bana ilginç gelen bazı şeyleri aktarmak ve kısaca yorumlamak istiyorum. Sayın Akyol programın başlarında bir yerde şöyle diyor:

Nasıl var olduğumuz sorusuna yaklaşırken 2 tarz cevap var. Biri yaratıcnın var olduğu, diğeri doğanın kendi süreçleri içinde yaşamın ortaya çıktığı yani bir yaratıcının var olmadığı. Tabi bunlardan biri ilahi dinlere uygun düşen bir açıklama diğeri ateizme uygun düşen bir açıklama. Akıllı tasarım teorisi ise aslında üçüncü bir cevap değil. Akıllı tasarım teorisi bir yaratıcının varolduğu, evrene müdahele ettiği, canlıları ve insanı var ettiği gibi bir sonuç çıkarıyor.

Burda Mustafa Akyol önemli bir hata yapıyor. İkinci seçeneği bir tanrının varolmadığı düşüncesiyle özdeşleştiriyor. Halbuki Evrim Teorisi, tanrının veya doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgili hiçbir yorum yapmaz. Canlı türlerinin doğada doğal süreçler sonucu kendiliğinden oluştuğunu söyler ve bunun nasıl gerçekleştiğini açıklamaya çalışır. Hatta Evrim Teorisi yaşamın yani ilk canlının nasıl oluştuğuyla da ilgilenmez. Farklı canlı türlerinin nasıl oluştuğunu açıklamaya çalışır. Yani Evrim Teorisi hiçbir şekilde bir tanrının varlığıyla ilgilenmez ve tanrının varolmadığı gibi bir sonuca varmaz. Ama Evrim Teorisi tüm canlı türlerinin doğal süreçler sonunda oluştuğunu savunduğu için haliyle ilahi dinlerdeki, Tanrı’nın fizyolojik anlamda bugünkü insanlardan (Homo sapiens veya Homo sapiens sapiens olarak tanımlanan tür) farklı olmayan ilk insanı bir anda yarattığı düşüncesine karşı çıkmış olur.

Sonuç olarak Evrim Teorisi tanrının varlığına karşı çıkmazken, Mustafa Beyin de belirttiği gibi Akıllı Tasarım tanrının varolduğu, evrene ve canlılara müdahele ettiği sonucuna varıyor.

Mustafa Akyol’un söylediklerine devam edelim:

[…]burda asıl mesele şudur: Yaşam yaratıldı mı yoksa tesadüflerle mi ortaya çıktı? Herkes kabul ederki Akıllı tasarım teorisinin en büyük kurucusu Phillip Johnson’dır ve o derki: Biz yaratılışçıyız. (“ama Dünyanın yaşı 5-10 bindir gibi İncil ve Tevrat’taki şeyleri savunan ve kanıtlamaya çalışan anlamda yaratılışçı değil” gibi bir açıklama ekliyor daha sonra)

Mustafa Beyin dediği gibi Akıllı Tasarım haketinin öncülerinden ve en önemli isimlerinden biri olan Phillip E. Johnson dindar bir Hristiyandır ve elbette yaratılışçıdır. Kendisi bir hukuk profesörü olup dini temelli görüşlere sahip olmasına rağmen, doğa bilimlerinin neredeyse tamamını içermesi gereken bir konuda öncülük yapıyor. Dini yönleri kuvvetli bilim adamlarını etrafında toplayarak bilimi dini inançlarına temel oluşturacak şekilde biçimlendirmeye çalışıyor. Gerçekten çok akıllı bir adam, öyle değil mi?

Mustafa Beyin söylediklerine devam edelim:

Zaten Amerika’da Akıllı tasarım teorisine karşı çıkan darwinistler de diyolar ki “bunlar aslında dini savunuyor yani bilimsel argümanları kullanarak”. Ve evet yani bunda da birşey yok çünkü dinin savunduğu bir kavramı savunuyor Akıllı tasarım teorisi.

[…] Akıllı tasarımın savunduğu görüş İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudiliğin en temel inancı: bir tanrının varlığı.

[…] Zaten tasarım argümanı gerek İslam gerekse Hristiyan ilahiyatında veya Yahudi ilahiyatında hep zaten Allah’ın (sanırım burda Tanrı demek istedi) varlığını ispatlamak için kullanılan en güçlü argüman olmuş. Onun için çok önemli bir argüman.

Mustafa Bey gerçekten de çok açık sözlü. Bunları Amerikada açık açık söyleyemiyorlar çünkü bu sözlerin davalarda aleyhlerine kullanılacağını ve Akıllı Tasarımın temelinde dini argümanlar barındırdığının tescillenerek bilim dışı sayılacağını ve okullarda okutulmasının süresiz olarak yasaklanacağını biliyorlar. Ama Mustafa Beyin böyle bir sorunu olmadığı için Türkiye’deki müslümanları Akıllı Tasarım hareketinin yanına çekebilmek için bunları gönül rahatlığıyla söyleyebiliyor.

Ayrıca konuşmada bir yerde programı yapan kişi “Akıllı Tasarım teorisinde ‘yaratıcı’ terimi kullanılıyor mu” diye bir soru soruyor ve Mustafa Akyol “evet kullanılıyor” diye yanıt veriyor. Ama burda insanları yanlış yönlendiriyor çünkü “yaratıcı” terimi kullanılmıyor. Onun yerine “designer”, “intelligent designer” veya “intelligent agency” yani tasarımcı, akıllı tasarımcı veya akıllı acente (makan, merci) gibi terimler kullanılıyor ve “creator” yani yaratıcı terimi kullanılmaktan özenle kaçınılıyor.

Mustafa Bey’den bir alıntı daha:

[…] bunu hep söylerler aslında “Darwinizm ile din çatışmaz” yani bu Darwinistlerin sık kullandığı birşeydir ki biraz teoriye olan tepkiyi yumuşatmak için… Bunu söylerler fakat biraz durum değişince dine karşı bir takım argümanlar ileri sürmeye başlarlar.

Bunun cevabını aslında ilk alıntıyla ilgili yorumumda bulabilirsiniz. “Evrim din ile çatışmaz” demek bence doğru olmaz. Özellikle de ilahi dinler olarak bilinen dinler yani İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik, ilk insanın Tanrı tarafından bir anda yaratıldığını savunduğu için Evrim Teorisi ile çelişmektedir. Ama daha öncede söylediğim gibi doğaya ve canlılara müdahele etmeyen bir Tanrı kavramı Evrim Teorisi ile çelişmez.

‘Darwinizm Canavarı’ üzerine

Programın ikinci yarısından itibaren söyleşi daha çok materyalizm ve darwinizmin zararları ve ortaya çıkardığı sonuçlar üzerine oldu. Mustafa Akyol bu konularda, söyleşinni daha önceki dakikalarında Akıllı Tasarımı savunduğu için kendini eleştirdiğini ve bunun sebebini anlayamadığını söylediği Harun Yahya’nın görüşlerine yakın ve biraz popülist görüşler ortaya koydu. Şimdi bunların bazılarına bakalım:

Son 150 yıldır darwinizmin dünyada ne gibi etkiler oluştuduğuna bakarsanız ciddi siyasi, sosyal etkileri var. Çeşitli siyasi ideolojiler bundan beslenmiş. Bunlardan bir tanesi Nazizmdir… Hitler biyolojik ırkçı fikre inanıyordu ve ırklar arası çatışmaya inanıyordu. Bunun aslında çözümlediğinizde Darwin’e gittiğini görüyorsunuz… Darwin’in en ateşli savunucusu olan Ernst Haeckel Almanya’da aynı zaman Nazi ideolojisinin önemli bir kuramcısı… Aynı şekilde vahşi kapitalizm diyebileceğimiz sistemin yani hiçbir şekilde fakir ve yardıma muhtaç insanlara herhangi bir merhameti yanlış gören tür kapitalist anlayışın Darwinizme dayandığını görüyorsunuz. İşte savaşları, I. Dünya Savaşını çıkaran çeşitli …. (burda sunucu araya girerek ‘emperyalizmin de aslında öyle’ dediği için tam anlaşılmıyor), emperyalizm de aynı şekilde…

İşte bu bölümde Mustafa Akyol’un yaratmış olduğu “Darwinizm Canavarı”nı görebiliyoruz. Nazizmin darwinizmden beslendiğini söylüyor ama burda asıl Sosyal Darwinizm denilen bir hareketten bahsediyor. Nazizm ideolojisinin elementleri arasında ırkçılık ve Sosyal Darwinizm vardı. Peki ırkçılık ve Sosyal Darwinizm ile Darwinizmin veya daha genel anlamda Evrim Teorisinin bir ilişkisi var mıdır? Kesinlikle yoktur, ilişki olduğunu iddia edenler bence konular hakkında yeterli bilgisi olmayanlar. Darwin ırk kelimesini bir tür içindeki sınırlı genetik varyasyonları belirtmek için kullnıyor. Darwin’in yaşadığı dönemi ve yeri düşünelim. Kölelik ve Avrupalı olmayanları aşağı görmek en doğal şey. Darwin böyle bir ortamda yetişmiş ve yaşamış olmasına rağmen köleliğe karşı itirazlarda bulunduğu bilinmektedir. Mesela Darwin’in yaşadığı dönemlerde yaşamış olan önemli bir yaratılışçı olan Louise Agassiz Avrupalı olmayanları aşağı ırk olarak görüyor ve siyahların insan türünden olmadığını savunuyordu. Darwin ise hem köleliğe karşı çıkışı hem de tüm insanların aynı ortak atadan türediğini savunmasıyla yaşadığı dönemde çok ileri ve önemli bir yer teşkil ediyordu. Evrim Teorisindeki tüm insanların aynı atadan türediği ve hepsinin aynı canlı türü olduğu aralarında küçük sayılabilecek genetik varyasyonlar olduğu düşüncelerinin ırkçılık ve Sosyal Darwinizm denilen düşüncenin argümanlarına uymamaktadır.

Ernst Haeckel’in Nazizmin önemli bir kuramcısı olduğuna dair sözleri ise tamamen gerçek dışı ve hayalcidir. Ernst Haeckel 1834-1919 yılları arasında yaşamıştır Nazizmin kuramcısı olması mümkün değildir. Belki Ernst Haeckel’in düşünceleri Nazizmin temeli oluşturan düşüncelere dayanak sağlamıştır ve Naziler de bunu kullanmıştır denilebilir ama yine de bu bile pek gerçekçi olmaz. Çünkü Ernst Haeckel tüm insanların ortak bir kökene sahip olduğunu düşünüyordu. Aynı zamanda güçlü olanın yaşamına devam edeceği şeklindeki görüşü kabul etmiyor ve Darwin’in düşüncesindense Lamarck’ın kazanılan özelliklerin aktarıldığı şeklindeki görüşünü destekliyordu. Yani aslında Ernst Haeckel için Darwinist demek doğru olmaz ama evrimciydi ve evrim düşüncesini savunuyoru demek doğru olur. Evrim düşüncesinin de neden ırkçılıkla çeliştiğini yukarda açıklamaya çalıştım.

Daha sonra Mustafa Bey’in vahşi kapitalizmden, emperyalizme ve I. Dünya Savaşına kadar insanlık tarihinde kötü ne varsa bunları bir şekilde Darwin’e bağlaması beni şaşırttı. Bir ara II. Dünya Savaşı, atom bombası, Soğuk Savaş, AIDS gibi konuları da Darwin ile ilişkilendirmesinden korktum ama neyseki bu konulara girmeye fırsatı kalmadı ve program bitti.

Aslında 71 dakikalık konuşma içinde değinilebilecek daha pek çok şey vardı ama ben bunları seçebildim içlerinden. Daha fazlası için yazımın başında ses dosyasının linkini vermiştim, o dosyayı bilgisayarınıza indirerek tüm konuşmaları dinleyebilirsiniz.

17 Comments:

geographica said...

Sitenizi surekli olmasa da takip ediyorum. Eger vaktiniz olursa, size abd'de yeni gosterime giren Akilli Tasarim’in biyoloji derslerindeki yeri konusundaki 2005 Dover davasiyla ilgili yeni bir belgeseli siddetle tavsiye etmek isterim.
Asagidaki adresten butun belgesele ulasabilirsiniz:
http://www.pbs.org/wgbh/nova/id/program.html

Da Vinci said...

2005'te Dover'daki dava gerçekleşirken çok yakından takip etmiştim. Yakından derken orada değildim ama internet üzerinden neredeyse herşeyini takip ediyordum. Önemli kişilerin ifade tutanaklarının neredeyse tamamını okumuştum. Ayrıca dava öncesi ve sonrasını yakından inceledim. Dava sonuçlandıktan sonra da gelişmeleri yakından takip ettim.

Sizin bahsettiğiniz programdan da haberim var ama henüz izleme fırsatım olmadı (Program üzerine yapılan birçok yorumu da okudum bu arada.). Uygun olduğum bir zamanda izlemeye çalışacağım ama aslında çok da önemli değil benim için. Davayı hiç takip etmemiş ve olan bitenden habersiz kişiler için bilgilendirici ve eğlenceli olabilir ama aslına bakarsanız pek bana hitap etmiyor. Yine de tavsiyeniz için teşekkürler.

geographica said...

Ben de zaten daha cok sitenize koyarsiniz dusuncesiyle gondermistim. Davayi bu kadar yakindan izlediyseniz belgeselde yeni bir sey bulacaginiza ihtimal vermiyorum.
Sanirim belgeselin yayinlanmasina da buradaki "dinci" cevrelerden tepki geldi "public station"'da yayinlanmasi acisindan.
saygilar.

Da Vinci said...

Bu sitede tavsiye ettiğim video, kitap, yazı gibi şeyleri önce kendim görmem gerekir diye düşünüyorum. Yani okumadığım bir kitabı veya içeriğini iblmediğim bir videoyu tavsiye etmek istemiyorum kimseye. Aslında bu progrmaın videosunu tavsiye edebilecek kadar içeriğini biliyorum. Onun için tavsiyenize uyarak bununla ilgili bir yazı koyacağım. Teşekkürler.

Adsız said...

sayın da vinci
sizin Mustafa Akyol'un konuşmasındaki hataları gösterirken sizin de bazı kavram çatışmalarına girdiğinizi farkettim ve bundan haberdar olmanız sizi sevindirir diye düşündüm. Şöyle ki,

MA’un konuşmasından aldığınız birinci bölümden sonra şöyle diyorsunuz:

[…]Halbuki Evrim Teorisi, tanrının veya doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgili hiçbir yorum yapmaz. […] Hatta Evrim Teorisi yaşamın yani ilk canlının nasıl oluştuğuyla da ilgilenmez. Yani Evrim Teorisi hiçbir şekilde bir tanrının varlığıyla ilgilenmez ve tanrının varolmadığı gibi bir sonuca varmaz.[…]

Daha sonra ‘Darwinizm Canavarı’ yazısından önce de şöyle diyorsunuz:

[…]“Evrim din ile çatışmaz” demek bence doğru olmaz. Özellikle de ilahi dinler olarak bilinen dinler yani İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik, ilk insanın Tanrı tarafından bir anda yaratıldığını savunduğu için Evrim Teorisi ile çelişmektedir. […]

Birinci alıntıda evrimin yeryüzünde yaşamın nasıl oluştuğuyla ilgilenmediği sadece varlıkların bugünkü hallerine nasıl geldiklerini açıkladığını söylüyorsunuz fakat ikinci alıntıda ise evrim teorisinin ilahi dinlerdeki ilk insanın nasıl ortaya çıktığı inancıyla çeliştiği söylüyorsunuz.

Evrim teorisi ilk canlının nasıl olştuğuyla ilgilenmezken durum 3 büyük dinin canlı hayat ile ilgili verdiği bilgiler olunca evrim teorisi birden canlılığın nasıl oluştuğuyla ilgilenmeye başlıyor ve dediğiniz üzere çelişiyor.

Buradan da anlaşılıyor ki evrim teorisi 3 büyük dinin karşıtı insanların savunurken sarıldıkları dogmatik bir düşünce.

İyi günler

Da Vinci said...

isimsiz,

Burada hiçbir çelişki veya senin deyiminle "kavram çatışması" yok. Bunu çok rahatlıkla açıklayabilirim. Aslında herşey ortada ama senin için tekrar açıklayayım.

Evrim teorisine göre tüm zamanın bir döneminde yaşamış bir ortak atadan türemiştir. Bu ortak atanın nasıl oluştuğuyla ilgilenmiyor evrim teorisi. Geçmişte yaşamış ve fosilini bulduğumuz tüm canlıların ve bugün yaşamakta olan tüm canlıların nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenir. İbrahimi dinlere göre tüm canlı türleri Tanrı tarafından bugünkü şekillleri ile yaratılmıştır. Yani canlılar hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Bu görüş elbette evrim görüşüyle ve evrim teorisiyle çelişir. Evrim teorisi sadece diğer tüm canlıların evrimleştiği ilk canlının nasıl oluştuğuyla ilgilenmez. Yaratılış fikrine göre tüm canlılar oldukları gibi yaratılmıştır ve hiç evrimleşmemiştir, hiçbir yeni tür oluşmamıştır, tüm türler bugün oldukları halleri ile ayrı ayrı yaratılarak ortaya çıkmıştır. Bu görüş elbette evrim fikriyle çelişir. Bu bir gerçek. Bunu ifade etmemi nasıl bir çelişki olarak algıladın anlamak güç.

fuatogl said...

iyi günler Da Vinci,
Bu yazınız ile ilgisiz ama size bir soru sormak istiyorum. Mustafaakyol.org da yazılarınızın silindiğinden bahsettiğinizi hatırlıyorum. Az önce bende fark ettim, önceki bazı yorumlar silinmiş. Hatta google un belleğinde var ama yeni halinde yok. Sizde karşılaşmışmıydınız benzeri bir durumla? Bazı yorumlarım yayınlanmıyor, buna pek aldırış etmiyorum ama, yayınlanmış bazı yorumların kaybolması çok garip.
Kaybolduğunu fark ettiğim yorum Discovery Institute un bazı kişilere "burs" adı altında para vermesi ile ilgiliydi.

Az önce "Washington’da ‘Yargı Darbesi’ Tartışması" yazısı yapılan bir yorum aklıma getirdi ve yeni bir yorum ekledim sorarak. Cevaplanmayan/yayınlanmayan yorumlarımdan birisi olacağından kuşkulanıyorum açıkcası :)

izninizle son yorumumu buraya da eklemek istiyorum, kayda geçsin :)

[...]Bir nokta daha, burada görüşleri bol bol savunulan Discovery Institute Hudson Institute altında kurulmuş bir "enstitü". Discovery ev sahibimiz Mustafa beyin üyesi olduğu bir yer bildiğim kadarıyla. Yine hatırladığım kadarıyla Zeyno Baran ile Hudson bağlantılı bir araştırma vardı(yanılıyormuyum yoksa?).
O yüzden sormak istiyorum, burası(mustafaakyol[.]org) ve benzeri şeyleri savunan diğer siteler bahsettiğiniz kategoriye giriyor mu? Yoksa hep beraber mi etkileniyoruz bu "şer odakları"dan?

Birde Mustafa Akyol beye bir sorum var. Eğer vakti varsa ve cevaplarsa sevinirim, bu kadar yorum eklemiş bir okuru olarak :) Sitenin başka bir yerinde bu sözü geçen enstitülerin "stipendium" şeklinde para verdiği ile ilgili bir yorum vardı. Şimdi baktım, ve o yorum kaldırılmış. Sitede hata mı var yoksa kaldırılmasının başka bir sebebi mi var? Sürekli oluyor çünkü, belirli bir süreden sonra sanki yazılara eklenen bazı yorumlar yok oluyor! Bunu arama motorlarının "cache" belleklerinden de doğrulatabiliyoruz, bir sayfanın eski halinde var, yeni halinde yok olmuş. Acaba bir "bug" mu var biryerlerde?

Saygılar...

Da Vinci said...

Merhaba Fuat,

Sitede oluşan bir teknik arıza nedeniyle belli bir tarihten itibaren yazılan yorumların silindiği ama geri getirileceği söylenmişti. Ama nedense(!!) sadece Anthony Flew ve Ateist Okurun Süregiden Yanılgıları başlıklı yazıdaki yorumlar geri gelmemişti. Ben de google cache sayesinde eski yorumlara ulaşıp bu tartışmayı kendi bloguma aktarmıştım [Mustafa Akyol ile Antony Flew üzerine bir tartışma].

Bunun dışında senin bahsettiğin gibi yayımlanmış yorumların sonradan sessiz sedasız silinmesi gibi bir durum varmı bilmiyorum. Sanki buna benzer birşey olmuş gibi hayal meyal birşey hatırlıyor gibiyim ama bu hafızamın bir oyunu da olabilir. Yani net birşey söyleyemeyeceğim bu konuda.

Da Vinci said...

Bu arada bir önceki mesajımda bahsettiğim teknik sorunla ilgili Mustafa Akyol'un yazısına buradan ulaşılabilir. Özür yazısında şöyle bir bölüm var: "Aslında silinen yazıların da, bunlara eklenen yorumların da yedekleri var ve siteye yeniden eklenecek; ancak bu işlemin tamamlanması bir kaç hafta sürebilir."

Birkaç hafta demişti ama diğer başlıklardakiler kurtarılmasına rağmen yukarda bahsettiğim konudaki yorumlar nedense(!!) hiç geri gelemedi.

Balbazar said...

Benim de gecen hafta bir M. Akyol'un bir yazisina yazdigim yorum (ki onemliydi, gen duplikasyonlari cok seyrek olur, hepsi de zararlidir iddiasina iliskin insan genomundaki genlerin %10'unun kopye sayilarinin bireyden bireye farklilik gosterdiklerini yazmistim). Ama teknik bir hata olabilir, cunku eski bir yaziydi, sanirim zamanla ilgili bir problemi var blogun.

Her neyse. Akyol'un yorumcularina karsi cirkin ve kategorize edici tavrindan sonra Akyol blogunu takip edip yorum yazmamaya karar verdim. Bir de dengesiz biri var oraya surekli yazip Akyol'u yaglayan, Akyol gibi dusunmeyenlere satasan, onun terorizminden de cok bunaldim.

Derin Dusunce'de de siteyi yonetenlerden bir arkadasin bitmek tukenmek bilmez dusunce fasizmine (benim istedigim gibi dusuneceksin!) bir de "kovmak" eklenince orayi da ziyaret etmiyorum artik, ki bu beni biraz uzdu, cunku Cengiz Cebi, Volkan Serin, ve Mehmet Yilmaz fanatizmden uzak insanlarla tartismayi seviyordum.

Diyecegim, fuatogl'un da enerjisini o sitelerde harcamayi birakip kendi bloguna baslamasini oneriyorum. Ya da bir araya gelip toplu bir blog yaratilabilir.

Da Vinci said...

balbazar,

Benim de Mustafa Akyol'un sitesinde arada bazı yorumlarım yayımlanmıyor. Nedendir bilmiyorum.

Ortak bir blog açmak iyi bir fikir olabilir. Blogger'da birden fazla katılımcının yazı yayımlayabilmesi özelliği var. En basitinden öyle birşey bile kurulabilir. Öyle birşey düşünürseniz gruba beni de dahil edebilirsiniz.

Adsız said...

Sayın da vinci,

Blogunuzu kısa bir süredir takip ediyorum. Uzmanlık alanınızı bilmiyorum ama "evrim" konusundaki yazılarınızı ve verdiğiniz açıklayıcı bilgileri son derece başarılı buluyordum. Ta ki şu yorumunuzu okuyana kadar:

"Evrim teorisine göre tüm zamanın bir döneminde yaşamış bir ortak atadan türemiştir. Bu ortak atanın nasıl oluştuğuyla ilgilenmiyor evrim teorisi. Geçmişte yaşamış ve fosilini bulduğumuz tüm canlıların ve bugün yaşamakta olan tüm canlıların nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenir."

Burada bahsettiğiniz sanırım Darwin'nin evrim teorisidir. En azından ben öyle umuyorum. Takdir edersiniz ki Darwin'in teorisinin üzerinden çok sular akmıştır. Artık günümüzde evrim teorisi Darwin'nin fikirlerinin ve gözlemlerinin çok ilerisindedir ve elbette ki ilk canlının da nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenmektedir. Hatta tüm evrenin nasıl oluştuğu bile artık evrim görüşü içine girmektedir. Ve dahi "Geçmişte yaşamış ve fosilini bulduğumuz tüm canlıların ve bugün yaşamakta olan tüm canlıların nasıl ortaya çıktığı" yanında gelekcekte neler olabileceğini bile konuşmaya başlamıştır evrimciler. Sizin dediğiniz gibi olsaydı, Stanley Miller o meşhur deneyini sadece can sıkıntısından yapmış olurdu. Pre-kambriyen kayaçlarda yaşam izleri arayanlar ise aslında trekking yapıyorlardır herhalde.

Da Vinci said...

isimsiz,

Yaşamın nasıl başladığı sorunu yani "origin of life" evrim teorisinin bir parçası değildir. Bu konuda Biyokimya Profesörü Laurence A. Moran'ın Evrim ve Abiogenez başlıklı yazısını okumanı öneririm.

Mesela Kaliforniya Üniversitesi Berkeley'in evrimle ilgili internet sistesinde evrimle ilgili yanlış algılamalara değindiğin bölümünde Misconception: “Evolution is a theory about the origin of life.” başlıklı bir bölüm var.

Yaşamın kökeni sorununu evrim teorisinin bir parçasıymış gibi göstermeye çalışanların amacı evrimi veya evrim teorisini insanların gözünde zayıf göstermeye yönelik bir çabanın ürününden başka birşey değildir.

Adsız said...

Sayın da vinci,
Verdiğiniz cevap evrim konusundaki bilgilerinizin, sadece nakli yollara dayandığını düşündürüyor bana. Birileri demiş, siz de bana naklediyorsunuz.
Ama bakın naklettiğiz yazı neler demiş:

"Bence !!!biyolojik evrimin!!! biyolojide çok yararlı olduğunu kanıtlamış bilimsel bir tanımı var. Bu tanım (tanım gereği) canlı organizmaların popülasyonlarının varlığını gerektirir. Bu popülasyonların ortaya çıkışından önceki herşey !!!açık bir şekilde önemli olsa da biyolojik evrim!!! değildir. Şimdi, biz biyolojik evrimin bu tanımını canlılığı oluşturan ilk moleküllerin ortaya çıkışını da kapsayacak şekilde genişletebiliriz ama bu çözdüğünden daha çok soruna neden olacaktır. Ve de allellerin fekanslarındaki (görülme sıklığındaki) değişimler ile popülasyonların evrimini açıklayan yeni bir terime ihtiyacımız olacaktır.

Bir de işin politik yönü var. Bir çok insan biyolojik evrime inanmıyor. Onları evrimin, sürecin, gerçek olduğuna inandırmak isterim. Günümüzdeki organizmaların bundan milyarlarca yıl önce yaşamış olan bir ortak atadan evrimleştikleri de net bir bilimsel gerçektir. Bu olgular biyolojik evrimin benim temel olduğuna inandığım kavramlarını da kapsıyorlar. Bu noktada halkı eğitmek için bir şansımız var. Eğer insanlar ilk organizmanın tanrı tarafından yaratıldığına inanmak istiyorlarsa şimdilik bununla yaşayabilirim. Önceliklerimizi belirleyelim. İnsanlara biyolojik evrimi anlatmaya çalışırken onu, bence yanlış bir şekilde, hayatın ortaya çıkışı ile birleştirip kendimizi zora sokmayalım. O strateji daha başlamadan yıkılmıştır.

Bence abiogenez biyolojik evrim ile aynı şey değildir ve kesinlikle "Darwin'in evrimi" (Darwinian evolution) ile aynı şey değildir. Canlılığın ortaya çıkışının alışılmışın dışından bir şey, özelikle de doğaüstü bir güç gerektirmeden kendiliğinden olan bir süreç olduğunu savunuyorum. Diğer taraftan, biyolojik evrimin ilk canlı hücre topluluğunun ortaya çıkışı ile başladığını da savunuyorum.

Bazı bilimadamları hayatının başlangıcını evrimin tanımından ayırmanın saçma olduğunu savunuyorlar. Biri bunu jeoloji çalışıp dünyanının oluşumunu incelememeye benzediğini de önerdi. İddia ettiğine göre dünyanın oluşumu bir jeoloğun çalışmasının bir parçasıdır. Bu yüzden, ona göre dünyanın oluşumunu jeolojiden ayırmak saçmadır. Katılıyorum."

Bir önceki yorumumda yazdıklarımı aynen tekrarlıyorum:
Burada bahsettiğiniz sanırım Darwin'nin evrim teorisidir. En azından ben öyle umuyorum. Takdir edersiniz ki Darwin'in teorisinin üzerinden çok sular akmıştır. Artık günümüzde evrim teorisi Darwin'nin fikirlerinin ve gözlemlerinin çok ilerisindedir ve elbette ki ilk canlının da nasıl ortaya çıktığıyla ilgilenmektedir. Hatta tüm evrenin nasıl oluştuğu bile artık evrim görüşü içine girmektedir. Ve dahi "Geçmişte yaşamış ve fosilini bulduğumuz tüm canlıların ve bugün yaşamakta olan tüm canlıların nasıl ortaya çıktığı" yanında gelekcekte neler olabileceğini bile konuşmaya başlamıştır evrimciler.

- Misconception: “Evolution is a theory about the origin of life.”

Ben size evrim teorisi, yaşamın kökenini üzerine bir teoridir demedim zaten. Emin olun evrimin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Ama bu konuyu evrim teorisinden ayrı tutmak, sadece terminolojik bir yaklaşımdır. Kavramı daha rahat tanımlamaya yönelik bir sadeleştirmedir. Bugün evrim üzerine çalışan bilim adamları -en azından benim tanıdıklarım- dünyanın oluşumu, yaşamın ortaya çıkışı, jeolojik süreçler konusunda - amaaan canım bize ne bunlardan, biz kladistik yapalım, dalgamıza bakalım- gibi bir yaklaşım içinde değillerdir. Hatta söz konusu insan evrimi olduğunda sadece yukarıda saydıklarım değil, kültürel süreçler de evrimcilerin ilgi alanına girmektedir.

Şunu bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Benim burada bahsettiklerim Darwinian Evrim Teorisi değildir. Ben terminolojik ve teorik olarak muhtelif internet sayfaları ve kitaplardan, sabun köpüğü tartışma platformlarından elde edilen bilgilere cevaben yazmadım bu yorumu. Size anlatmaya çalıştığım, uygulamada olanın, işin terminoloji ve teoriğinden daha geniş boyutta olduğu, olması gerektiğidir.

"Yaşamın kökeni sorununu evrim teorisinin bir parçasıymış gibi göstermeye çalışanların amacı evrimi veya evrim teorisini insanların gözünde zayıf göstermeye yönelik bir çabanın ürününden başka birşey değildir."

Umarım burada bahsettiğiniz kişilere beni de dahil etmemişsinizdir. Aksi takdirde güldürmek suretiyle cinayete teşebbüsten hakkınızda suç duyurusunda bulunacağım.

Saygılarımla,

Da Vinci said...

Sayın isimsiz,

Bilim dünyasında "evolution" denildiğinde biyolojik evrim kastedilir. Eğer farklı birşeyle ilgili evrim kastedilmek isteniliyorsa o özel olarak belirtilir ve sadece evrim lafı kullanılmaz. Biyolojik evrim de özel ve çok derin bir konudur. Evolutionary biology biyolojinin bir alt koludur ve bu konuda çalışan birçok bilimci vardır. Genel olarak "evrim" diye bir bilim dalı yoktur. Evolutionary biologist yani evrimsel biyologlar sadece biyolojik evrimle ilgilenirler. Senin dediğin gibi her türlü evrimle ilgili çalışanlardan haberim yok. Böyle birşey birçok disiplini içine alan birşey olurdu. Bu nedenle herhangi bir bilimcinin tüm evrimi incelemesi ve bunun üzerine çalışması mümkün değil. Kozmolojik evrim de vardır. Galaksilerin, yıldızların ve gezegen sistemlerinin evrimi. Tüm evrim üzerine çalışan birinin hem kozmolog, hem fizikçi, hem jeolog, hem kimyacı, hem de biyolog olması gerekir ki bu pratik olarak mümkün değil.

Evrim denildiğinde biyolojik evrim söz konusudur. Mesela Wkipedia'nın evolution maddesine bakarsan direk biyolojik evrimin açıklandığını görürsün. Evrim teorisi de senin dediğin gibi Darwin'in teorisi falan değildir. Darwin sadece doğal seçilime dayalı evrimi bulmuştur. Bugünkü evrim teorisi Darwin'in kurduğu temeller üzerine kurulmuştur ama çok fazla gelişmiştir. Darwin hatalı olduğu konular da vardır ama bunlar düzeltilmiş ve üzerine birçok ekleme yapılmıştır. Bugünkü evrim teorisine Darwin'in teorisi demek en hafif tabirle saçmalamaktır. Ayrıca evrim teorisinin içine kozmosun, galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin ve yaşamın evrimini sokmaya çalışmak da yanlıştır. Bunların hepsi birbirinden farklı konulardır. Evrimsel biyologlar yaşamın nasıl ortaya çıktığı konusuyla ilglienmezler. Yaşamın kökeni sorunu farklı bir araştırma konusudur. Evrim teorisi yaşamın nasıl ortaya çıktığından bağımsız olarak Dünya üzerindeki yaşamın çeşitliliğini açıklamaya çalışır. Mesela ilk canlı hücrenin uzaydan gelmiş olması veya abiogenezle kendiliğinden oluşmuş olması milyonlarca farklı türün nasıl oluştuğuyla ilgili açıklamalarda bir değişikliğe neden olmaz. Evrim teorisi yaşamamın kökeninden bağımsız olarak Dünya'daki canlıların çeşitliliğini açıklar.

Bu arada beni bilgileri naklettiğim için suçlar gibi bir tavrınız var. Şaşırdım doğrusu. Elbette bilimsel bir konuda konuşurken ben sıradan bir insan olarak konunun uzmanlarının ve bilimcilerin söylediklerini ve düşüncelerini aktarmak durumundayım. Burada kendi kafama göre hiçbir bilmici tarafından ileri sürülmemiş veya benimsenmemiş birşeyi bilimin gerçeğiymiş gibi sunacak halim yok heralde. Ben bugün bilim dünyasındaki bir geçreği ortaya koyarken tabiki bunu bilimcilerden nakil yoluyla atarmak durumundayım. Bunda bir gariplik göremiyorum.

Adsız said...

Sayın da vinci,
Öyle görünüyor ki bu konuda anlaşmamız mümkün olmayacak. Siz diyorsunuz öyle değil böyledir, ben diyorum böyle değil öyledir. Arada bir harf oynuyor ama, aynı zamanda da çok şey değişiyor.

"Senin dediğin gibi her türlü evrimle ilgili çalışanlardan haberim yok. Böyle birşey birçok disiplini içine alan birşey olurdu. Bu nedenle herhangi bir bilimcinin tüm evrimi incelemesi ve bunun üzerine çalışması mümkün değil. Kozmolojik evrim de vardır. Galaksilerin, yıldızların ve gezegen sistemlerinin evrimi. Tüm evrim üzerine çalışan birinin hem kozmolog, hem fizikçi, hem jeolog, hem kimyacı, hem de biyolog olması gerekir ki bu pratik olarak mümkün değil."

Elbette ki dediğiniz doğrudur. Ben de zaten böyle çalışmalar yapan insanlar var demiyorum. Ama senin söylediğin şekilde "ilgilenmez" kelimesine esas itirazım. Yukarıda saydığınız konulardan herhangi birinde uzmanlaşmış bir bilim adamı, diğer konularda çalışmaz, ama bunlarla da "ilgilenir", buna da mecburdur. Örneğin ben, kalkıp da filan yer Miyosen dönem sedimantolojisi ve tektono-stratigrafisiyle ilgili bir çalışma yapmam, yapamam da. Ama Miyosen dönem hominoidleri hakkında bir çalışma yapacaksam, bahsettiğim formasyonların MN zonlarıyla, sedimantolojisiyle, stratigrafisiyle "ilgilenmem" gerekir. Üstelik sadece o dönem değil, bir önceki ve sonraki dönemde de neler olmuş bunları bilmem, anlamam gerekir.

Naklettiğiniz ve atıfta bulunduğunuz bilgiler için sizi suçlamam söz konusu bile değildir. Etik olan da budur. İşte bu noktada, aramızdaki anlayış ve bakış açısı farkını yaratan etken açıklığa kavuşuyor. Siz atıfta bulunmadan konu hakkında konuşamıyorsunuz ama benim atıfa ihtiyaç duymadan da söyleyebileceğim pekçok şey var. Sizin burada evrim konusunda naklettiğiniz bilgilerin çoğuna zaten sahibim. Bunları derleyip, kendi yorumumu da katabilecek düzeydeyim. Atıfı da elbette ki gerekli olduğu yerde yaparım. Peynir reklamındaki gibi "ben buldum, ben buldum" diyecek halim yok.

Lütfen yukarıdaki satırlarımı yeni bir suçlama ya da küçük görme olarak düşünmeyiniz. Daha önce de söylediğim gibi, uzmanlık alanınızı bilmememe rağmen, "evrim konusundaki yazılarınızı gayet açıklayıcı ve faydalı buluyorum. Ama ben kendi uzmanlık alanımı ve bu alandaki seviyemi de biliyorum.

"Bilim dünyasında "evolution" denildiğinde biyolojik evrim kastedilir."

Ve size son kez tekrar hatırlatıyorum evrimin ne olduğunu gayet iyi bildiğimden emin olabilirsiniz.

Saygılar,

Da Vinci said...

Sayın isimsiz,

İlgilenmez demem yanlış olabilir. Asıl söylemek istediğim şey bunların farklı araştırma alanları olduğu ve yaşamın kökeni konusunun evrim teorisinin bir parçası olmadığıdır. Elbette bilimciler her konu ile ilgilenebilir. Ama bir evrimsel biyologun yaşamın kökeni konusuyla ilgilenmesi yaşamın kökeni sorununu evrim teorisinin bir parçası yapmaz.

Ayrıca benim bilimcilere atıfta yapmadan söyleyecek sözüm olmadığını söylemeniz biraz komik olmuş. Zahmet edip diğer yazılarımı da biraz okuyazdınız keşke. Elbette birçok yazımda düşüncelerimi desteklemek için birçok bilimciden alıntı yapıp onları referans alıyorum. Normalinin de bu olduğunu düşünüyorum. Hiçbir bilimciyi referans almadan kendi kafama göre yazsam yazılarımı okuyanlar beni ciddiye bile almaz ki normali de budur bence. Söylenilenleri bilimsel referanslarla desteklemeden bilimsel konularda yazmak anlamsız ve saçma olur bana göre. Siz yaşamın kökeni evrim teorisinin bir parçasıdır derken ben hayır değildir demek yerine hayır değildir diyen bilimcileri referans olarak gösteriyorum. Çünkü bu konuda bilimciler, akademisyenlerin sözlerinin konumları gereği doğruyu göstermesi açısından daha isabetli olacağını düşünüyorum. Yani evrim teorisinin içeriği konusunda bir üniversitenin insanları evrim teorisi hakkında bilgilendirmek için hazırladığı internet sitesinin gayet sağlam olduğunu düşünüyorum. Böyle bir referans göstermenin sadece "hayır değildir" demekten çok daha doğru ve çözüme ulaşma açısından etkili olduğu görüşündeyim.

Yorum Gönder

Yorumunuzun yazının konusuyla ilgili olmasına dikkat ediniz. Küfür içeren yorumlar ve spam amaçlı yorumlar tespit edildiklerinde silinecektir.

yasal uyarı / legal notice

Creative Commons License
This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial 3.0 Unported License.

Bu blog (Bilim-Felsefe-Din) Creative Commons by-nc lisansı ile korunmaktadır. Bu lisansa sahip eseri kopyalayabilir ve üzerinde değişiklik yapıp yenisini üretebilirsiniz. Sağlanması gereken iki şart var. İlki, eserin tüm kopyalarında eserin ilk sahibinin belirtilmesi. İkincisi, eserin hiçbir kopyası ya da eserden üretilmiş yeni eserlerin hiçbirisinin ticari ortamda kullanılmaması.
Site Meter

blogger templates